İtici Adı Türban - Asıl Adı Başörtüsü - Modern adı Eşarp

İtici Adı Türban - Asıl Adı Baş Örtüsü - Modern adı Eşarp

Siz ne derseniz deyin asıl amaç islam dinine göre mahrem sayılan saçların örtülmesidir.Türban meselesi diyorlar;

Mesele olan nedir? Bir kimsenin Dinin inançlarına göre yaşaması mı? Kimse dinini yaşarken bir başkasının hak ve özgürlüklerine aykırı bir şekilde asla bir harekette bulunamaz . Birinin başörtüsü takıyor olması sizi rahatsız ediyor mu? Ediyorsa mantıklı bir açıklaması var mı? Etmiyorsa sorun ne ?

Devletimiz laiklik ilkesi üzerine kurulmuş bir cumhuriyettir. Laiklik nedir? Laiklik din ve devlet işlerinin bir birinden ayrılmasıdır.Türkiye cumhuriyeti Laiktir. Türkiye cumhuriyetinde %95 müslüman yaşamaktadır.Fakat nedense bu baş örtüsü sorun haline getirilmiştir.Bu demek değilki %5lik kısım çoğunluğa göre hareket edecek. Asla !! Türkiye Cumhuriyeti her dinden,her ırkdan ,her kültürden insanların bir arada eşit haklarla yaşayabileceği bir cumhuriyet ülkesidir.

Neden sadece baş örtüsü simge olarak görülür.Partiler tarafından simge haline getirilen başka kıyafet yok mudur? Sayın Ecevit mavi gömlek giyiyordu.Açık mavi ecevit mavisi oldu.Bir şapkası vardı.Ecevit şapkası. Bir gün okuldan içeri girecekken kapıdaki görevli gömleğin ecevit mavisi. Ecevit mavisi yasak. Sen onu simge olarak kullanıyorsun git o gömleği değiştir yoksa okula giremezsin dese naparsın? Mhplilerin bıyığını bilmeyeniniz yoktur.İşte o bir simgedir. Bırakın okulu devlet memurlarının rahatça o şekilde kamu görevlisi olarak çalıştığını hepimiz biliyoruz.Bir Devlet memuru çalışma saatleri içinde herhangi bir grup bir partiye ait propaganda eylem yapamaz yasağı varken bir partinin simgesi ile rengini belli ederek nasıl çalışır?
Baş örtüsünü kullananlar olmadı mı?
Her seçim öncesi partilerin halka baş örtüsü dağıtmaya kadar vardıklarını hatırlamamak zor değil.
Baş örtüsünü simge olarak kullanan var tabi süleymancılar.İnancın ötesine geçmiş artık malesef.Kesinlikle simge olarak kullandıklarını düşünüyorum.(SÜleyman Hilmi Tunahan bu zatıın ilmine deyeceğim bir kelime olamaz.)Cematin liderlerini kasdediyorum. O cemaate bağlı olan kişileri kullandıklarını da ayrıca.Grup lideri bu seçimlerde A partisine oy vereceğiz.Bu sene bu partiyle çıkarlarımız örtüşmüyor B partisine.

Yolda bir bayan gördüm sordum:

- Neden başını bu şekilde bağlıyorsun.
aldığım cevap aynen şu;

Kadın- Biz süleymancılar bu şekilde bağlıyoruz.

Senin inancın nerde kaldı şimdi.Baş örtüsü orda olmuş grup ( cemaat ) simgesi. Yazık.
Biri yanlış biliyorsun ya da iftira ediyorsun dese beni yanıltsa keşke.

Gerçekten inancı gereği baş örtüsü takanlar malesef bazı kişilerin grupların kendi çıkarları yüzünden haksız şekilde yargılanmaya hor görülmeye ve hatta özgürlükleri elinden alınmaya mahkum olmuştur

Merve Kavakçı kimdir nedir şahsiyet hakkında tek bir yorum bile yapmayacağım beni ilgilendiren yönü baş örtüsü takmasıdır.Bu kişi geçtiğimiz dönem seçimlerinden birinde milletvekili seçilmiştir.Milletvekilliği kılık kıyafet kanuna aykırı bulunduğundan dolayı elinden alınmıştır. (Aykırılık baş örtüsü takıyor olması.)

Bu dönem seçimlerine gelecek olursak; ülkemizi bölmek elinden geleni ardına koymayan PKK nın her türlü faaliyetlerine destek olan, PKK lideri hakkında övgü dolu sözlerde bulunan çekinmeden teroristler için saygı duruşu yapan bu şahsiyetler TBMM içine girmişlerdir. Peki soruyorum bu Türban denilen bir bez parçası terorden daha mı sakıncalıydı?

Aslında kimse dinini devlet işine karıştırmıyor.Karıştıranlar belli sadece ortalık karıştrmak. Maksat ülke bölünsün.İç savaş çıksın. Ekonomi altüst olsun. Bu durumdan kim zararlı kim karlı çıkar hiç düşündünüz mü?

Atatürkçülük bir kaç kişinin ilkesi değil!! . Hiç bir parti veya grup laiklik ilkesine sahip çıkmış gibi görünüp Devletçilik ilkesini yıkmaya çalışmasın!! Yeter..

Gülizar

Atatürk İlkelerini Bilmeyenler Öğrensinler nedir diye.

ATATÜRK İLKELERİCumhuriyetçilik:

Atatürk devrimleri siyasi nitelik taşır. Çok uluslu bir
İmparatorluktan ulus devlete geçiş gerçekleştirilmiş ve böylece
modern Türkiye’nin ulusal kimliği oluşturulmuştur. Bu kimliğin oluşmasında, kul nitelikli insanların yurttaş-birey niteliği kazanması önemli bir noktadır. Atatürk bunun yolunu, kısaca halkın kendi kendisini idaresi, yani demokrasi demek olan Cumhuriyet’te görmüştür.

Halkçılık:

Gerek içeriği gerekse hedefleri açısından bakıldığında, Cumhuriyet Devrimi
ayrıca bir sosyal devrim niteliği de taşır. Başta İsviçre Medeni Kanunu
olmak üzere, Batı kanunlarının Türkiye’de uygulamaya konulmasıyla birlikte
kadınların statüsünde köklü değişiklikler olmuş, 1934
yılında kabul edilen bir kanun ile kadınlar seçme ve seçilme hakkını almışlardır.
Atatürk çeşitli ortamlarda, Türkiye’nin gerçek yöneticilerinin köylüler
olduğunu söylemiştir. Aslında bu durum Türkiye için bir gerçek olmaktan
çok bir hedef niteliğindedir. Halkçılık ilkesi sınıf ayrıcalıklarına ve sınıf
farklılıklarına karşı olmak ve hiçbir bireyin, ailenin,
sınıfın veya organizasyonun diğerlerinin daha üzerinde olmasını kabul
etmemek demektir. Halkçılık, Türk vatandaşlığı olarak ifade
edilen bir fikre dayanır. Gurur ile birleşen vatandaşlık fikri,
halkın daha fazla çalışması için gerekli psikolojik teşviki
sağlar, birlik fikrinin ve ulusal bir kimliğin kazanılmasına yardımcı olur.

Laiklik:

Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması” şeklinde özetlediğimiz lâiklik ilkesi, Türk Devriminin vazgeçilmez bir unsurudur. Demokratik olmanın da gereği…
Atatürk’e göre din, insanların vicdanlarında yer alması gereken kutsal bir kavramdır. Bu düşünceden yola çıkan Gazi 31 Ocak 1923′de şu sözleri söylüyordu:
“Bizim dinimiz en makul ve en tabii dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur. Bir dinin tabi olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması gereklidir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur.”

Devrimcilik:

Atatürk’ün ortaya koyduğu en önemli ilkelerden birisi de devrimciliktir. Bu ilkenin anlamı
Türkiye’nin devrimler yaparak geleneksel kuruluşlarını modern kuruluşlarla değiştirmiş olmasıdır.
Geleneksel kavramların bir kenara itilip modern kavramların benimsenmesi demektir.
Devrimcilik ilkesi, yapılmış olan devrimlerin tanınıp kabul edilmelerinin çok ötesine geçmiştir.

Milliyetçilik:

Cumhuriyet devrimi ayrıca milliyetçi bir devrimdir. Bu milliyetçilik
ırkçı bir yapıda değildir; yurtseverlikle sınırlıdır. Bu devrimin amacı, Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığının korunması ve ayrıca Cumhuriyetin siyasal yönden gelişmesidir.

Bu milliyetçilik, tüm diğer ulusların bağımsızlık haklarına saygılıdır; sosyal içeriklidir;
yalnızca anti - emperyalist olmayıp, aynı zamanda gerek hanedan yönetimine,
gerekse herhangi bir sınıfın Türk toplumunu yönetmesine de karşıdır ve nihayet bu milliyetçilik
Türk devletinin vatanı ve halkı ile bölünmez bir bütün olduğu ilkesine inanmaktadır.

Devletçilik:

Anayasamızda da yer alan devletçilik ilkesi, tüm ülkelerin ortak amacı olan toplumun esenlik ve mutluluğunu sağlayıcı toplumsal, ekonomik ve kültürel kalkınmada devletin üstlenmesi gereken görevleri saptayan bir yöntemdir. Genel çizgileri ile özel girişimin yetki ve gücü dışında kalan ekonomik kalkınma ve örgütlenmeyi devlet eliyle ve araçları ile gerçekleştirmek ilkesidir.

Anayasamızın devletin görev ve sorumlulukçuna bıraktığı, yerine getirmekle yükümlü olduğu belli başlı görevleri saptayan maddeleri, devletin, ulusun bireylerinin ve tümünün esenlik ve mutluluğu ile ülkenin güvenlik ve bağımsızlığının korunması esaslarını kapsar.

Genel olarak her devletin temel iki ödevi vardır:

a. Ülke içinde güvenliği ve adaleti kurmak ve sürdürmek, bu suretle yurttaşların her çeşit özgürlüklerini dokunulmazlık altında bulundurmak,

b. Diş siyasal ve öteki uluslarla ilişkileri iyi yöneterek, ülkede her çeşit savunma güçlerini, her an hazır tutarak ulusun bağımsızlığını güvence altında tutmak ve bu uğurda başka çare kalmazsa, silahla savunmaktır.

your ads here (468x60) - after 1st post.

Giresun Kültüründe Fındık

 findik

 fındık

 sepet

Giresun ilimiz fındık adıyla özdeşleşmiştir. Fındık denince akla Giresun, Giresun denince akla fındık gelir.
Fındığın tarihçesi millattan önceki yıllara kadar gider. Antik çağdan beri bilinen bir meyvadır. Hem yiyecek, hem de ilâç olarak kullanılagelmiştir.
Bazı kaynaklar, fındığın Anadolu’dan bütün dünyaya yayıldığını söyler. Bazı kaynaklar ise fındığın Orta Asya’dan Karadeniz sahillerine göçler yoluyla Türkler tarafından getirildiğini, daha sonra Avrupa’ya götürüldüğünü ifade eder.

Bunun için de “Yağ Taşı - Yağmur Taşı” adlı efsane ile “Bugu Tekin” efsanesini kanıt olarak gösterirler.
Bu efsanelerde, fındık ağacı kutsal olarak gösterilmekte, Tanrının nurunun ilk defa fındık ağacı üzerine indiği bildirilmektedir.
Yine bu iddiaya kanıt olarak, M.Ö. 2836 yılında yazılmış olan Çunkıng’dan getirilerek Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi bilim adamlarınca dilimize çevrilen bir parşömeni ileri sürerler. Bu parşömende fındıktan söz edildiği ifade edilmektedir. M.Ö. 401 yılında eski Yunanlılar, Mezopotamya’da İranlılarla savaşıp dönerlerken Trabzon ile Giresun arasında bir yerde ilk defa fındık meyvasına rastlamışlar.
Bu meyvaya “Pontus Cevizi” anlamında “karla pontika” veya “nuı pontika” adını vermişler. Yani bu meyvaya “küçük potus cevizi” demişler.
İenophon’un “Onbinlerin Ricati” adlı eserinde bu tarihi olaydan bahsedilmektedir.
M.S. 1. yüzyılda yaşayan Yunanlı Hekim Diocorides’in “Kitab-ül Haşayiş” adlı eserinde de fındıktan yapılan ilaçlardan söz edilmektedir.
Ve fındığın Ortaasya’dan Karadeniz sahillerine getirildiğini söyleyenler bu kaynakları ileri sürerler ve Türkler tarafından M.Ö. Karadeniz sahillerine yerleştiğini de ilâve ederler. Şurası bir gerçek ki Ordu, Giresun, Trabzon yöreleri, antik çağdan bu yana fındık yetiştirilen yerlerdir. Çünkü Doğu ve Orta Karadeniz bölgesi, fındık yetiştirilmesi için en elverişli iklime sahiptir.
Avrupa’yı fındıkla tanıştıran Yunanlı tacirlerdir.
Her ne kadar 1403 yılında Cenevizliler’in yelkenlerle Karadeniz’den fındık alıp İstanbul’a getirdiklerini biliyorsak da Türkiye’den ilk defa 1773′de Rusya’ya, 1792′de Romanya’ya, 1851′de İngiltere’ye, 1871′de Belçika’ya fındık gönderilmiştir. Halen dünyada fındık yetiştiren ülkeler;
Türkiye, İspanya, İtalya, Fransa, İran, Amerika, Rusya, Filistin ve Çin’dir.Türkiye üretimde rekoru elinde bulundurmaktadır.
Giresun bölgesinde genel olarak fındıklar, parlak kabuklu, iri taneli, dolgun, yüksek randımanlı olur. Kalite bakımından da dünya fındık üretiminde en yüksek yeri alır.

A) Fındıkla İlgili Yöreye Ait Kelimeler:

Bir kültürel öge, nesne veya oluşum, doğrudan dili etkiler. Bir topluluğun dilinde kelimeler, atasözleri, deyimler, adlar yer alır.
Giresun’un ve yöresinin dilinde; fındıkla ilgili bazı kelimelerin oluşması gayet doğaldır.
Fındıkla ilgili bazı kelimeleri burada sıralamakta yarar bulunuyor.
Şurası bir gerçek ki Giresun kültüründe fındıkla ilgili kelimeler bu kadar değildir. Atlama: Fındık ağaçlarının budanması
Çeç etmek: Fındığı kabuğundan çıkarmak
Çeç: Kabuğu çıkarılmış fındık
Çotanak: Olgunlaşmış bir kaç fındığın bir aradaki durumu
Dozillik: Fındıktan yapılan oyuncak
Fındıklık: Fındık tarlası
Fındık ocağı: Dörtbeş fındık ağacının birlikte olduğu yer
Fındık kancisi: Fındık içi
Fındık culufu: Fındık kabuğunu saran yeşil kısım
Goruk: İçi boş fındık
Gıdık: Fındık toplamak için küçük sepet
Harer: Büyük fındık sepeti
Harman: Fındıkların toplandığı ve yığın yapıldığı yer
Irgat: Fındık işçisi
İçhane: Fındığın fabrikada kırıldığı yer
Karamuk: Bir fındık hastalığı
Kavsul: Fındık kabuğu
Kavsuk: Taze fındığın iç zarı
Kanziya: Fındık fabrikası
Kesici: Fındık üretimini tahmin eden tecrübeli kişi
Köme: Pekmezden yapılan cevizli, fındıklı sucuk
Kötmek: Kuru fındık kökü
Kopali: Fındık kıran alet
Kelez: Çürük iç fındık
Masdı: Sepet yapmaya yarayan körpe fındık dalı
Sayvan: Fındık harmanlarındaki bekçi kulübesi
Solama: Fındığı toplanan bahçenin daha sonra aranmasıyla bulunan mahsul
Soguleş: İç boş fındık
Sürgün: Fındık dalının dibindeki körpe fidan
Şelek: Harerle gıdık arası büyüklükte sepet
Tekleme: Dalda tek tük kalan fındıklar
Tırmık: Fındık harman aleti
Tirmit: Fındık mantarı
Pürçek: Fındık salkımı
Püs: Fındık dallarında çiçeklerin üst üste toplanmış durumdaki görüntüsü

B. Fındık Çeşitleri:

Fındığı “yuvarlak” ve “uzun” olarak iki grupta toplamak mümkündür. a- Yuvarlak Tipler
- Tombul fındık
- Palaz fındık
- Kalın kara fındık
- Ham fındık
- Kan fındığı
- Foşa fındık b. Uzun Tipler
- Sivri fındık
- Badem fındık
- Kuş fındığı
- İnce kara fındık

C. Fındıkla İlgili Giresun Manileri

Giresun folklorunu incelediğimizde birçok manilere fındık kültürünün girdiğini tespit edebiliriz. Giresun ve yöresinde söylenen bazı manileri şöyle sıralayabiliriz. Ah fındığım fındığım
Dallarına konduğum
Vermedi seni bana
Sakalını yonduğum Almışız kızınızı
Fındık çubuğu gibi
Bir daha verin bize
Eğleyin gönlümüzi Ayran yapar yayıklar
Kızlar fındık ayıklar
Harmanın kenarında
Titrer ince bıyıklar Eğdim fındık dalını
Gel deşure deşure
Ölmeden koydun beni
Menşure teneşure Ey fındığım fındığım
Dallarına konduğum
Ben sevdim de el aldı
Odur benim yandığım Fındık bahçelerinde
Miras oynarım miras
O kırmızı yanaktan
Eğil öpeyim biraz Fındığa kaga derim
Darılma şaka derim
Sen beni bastırırsan
Ben sana aga derim
Fındık toplayan gelin
Fındık dalda kalmasın
Gel biraz konuşalım
Aklım sende kalmasın Fındık dalında direk
Vay sana yanmış yürek
Sen nelere dayandın
Buna da dayan yürek Fındık dalında testi
Kemer belimi kesti
Yine geldi aklıma
Askerdeki yan fesli Fındık fıstık olur mu
Ateş yastık olur mu
Sen orada ben burada
Böyle dostluk olur mu Fındık içi işlerim
Al yanaktan dişlerim
Eğer benim olursan
Saçların gümüşlerim Fındık kırdım iç ettim
Yaylalara göç ettim
Yarim senin yüzünden
Ben bu canı hiç ettim Fındık yaprağı yeşil
Döşür Eminem döşür
Bu akşam geleceğim
Şekerli kahve pişir Fındığı harman ettim
Derdimi ferman ettim
Hiç üzülme Fadimem
Efkârım derman ettim Fındık dalda sararmış
Yaprakları kararmış
Yarim beni kaybetmiş
Bahçelerde ararmış Fındık yeşil çotanak
Dalında salkım saçak
Yeşil giysi içinde
Kahve rengi yavrucak
Fındık dalda bir sıra
Yarim gitti Mısır’a
Koyun olsam yayılsam
Yârimin peşi sıra Fındık budaklanır mı
Dalları saklanır mı
Anasının yayında
Hiç kız kucaklanır mı Fındığın çalısını
Kırarlar yarısını
Küçükken evlenenin
Alırlar karısını Güneşten insan bezer
Fındık içinde gezer
Yaz günü akşamından
Hafif bir meltem eser Gün batarken harmanda
Çuvallar var her yanda
Emmi sarmış tütünü
Yorulmuştur herhalda Görele, Tirebolu
Giresun’da konduğum
Bulancak, Ordu bilir
Kıymetini funduğun Harmandan yığın yığın
Güneş dostu fındığın
Çalışır çoluk çocuk
Sesi ninni tırmığın İyi bu sene püsler
Bahçeyi emek süsler
Fındığa on ay kaldı
Yine gülecek yüzler Kemençemin telleri
İbrişimdir ibrişim
Dişledim yanağını
Kırıldı fındık dişim Toplasın onu kızlar
Peşi sıra uşaklar
Sayesinde fındığın
Düğün dernek yaparlar
Para etti fındıklar
Tükendi bütün borçlar
Şimdi düğün vaktidir
Doldu ceviz sandıklar Yüklensin arabalar
Seksen okka çuvallar
Fındık hazır olunca
Şenlensin çarşı pazar

D. Giresun Türkülerinde Fındık

Fındık yalnızca kelimelerde ve manilerde yer almamaktadır.
Fındık bilmecelerde, tekerlemelerde, ninnilerde, atasözlerinde, deyimlerde bile yer almaktadır.
Giresun halk kültürünün bu türlerini incelerken fındığın geniş şekilde yer aldığını görmekteyiz.
Şurası bir gerçek ki yalnızca Giresun’da değil, fındığın yetiştiği Karadeniz şehirlerinin tümünde fındık, o yörelerin kültüründe yerini bulmaktadır.
Hatta tüm Türk kültürünü araştırdığımızda fındık genel kültürümüzü etkilemiştir.
Giresun türküleri olduğu kesin olarak bilinen türkülerin bir bölümü fındık üzerinedir. Ve bu türküler, Türk dünyası içinde geniş olarak bilinmekte ve söylenmektedir. Bir fındığın içini
Yâr senden ayrı yemem
Bugün gördüm yârimi
Öldüğüme gam yemem Aldır aslanım aldır
Al yanakların baldır
Kınalı ellerinle
Beni uykudan kaldır Fındık toplayan gelin
Fındık dalda kalmasın
Gel biraz sevişelim
Aklım sende kalmasın Aldır aslanım aldır
Al yanakların baldır
Kınalı ellerinle
Beni uykudan kaldır Fındık dalda tekleme
Kız fistanı ekleme
Yârin gitti askere
Gelir diye bekleme Aldır aslanım aldır
Al yanakların baldır
Kınalı ellerinle
Beni uykudan kaldır

Fındık Attım Harmana (Görele Türküsü)

Fındık attım harmana
Karıştı gazellere
Senin ile ikimiz
Kaldık âhır zamana Üzüldü çarık bağım
Ben onu bağlatırım
Necesini aldattım
Seni de aldatırım Irmağı kestim harka
Geliyu aka aka
Darılma sevdiceğim
Şaka edeyum sana Elindeki yazması
Yüz dirhemdir yüz dirhem
Yaşmağının pulunu
Sayarım birem birem Giresun’da Kayıklar Giresun’da kayıklar
Kızlar fındık ayıklar
İhtiyara kız vermeGece gündüz sayıklar
Ninna aslanım ninna
Ninna güzelim ninna
Giresun kayıkları
Hep geliyor kârından
Sevdim de alamadım
Ölüyom efkarımdan
Ninna aslanım ninna
Ninna güzelim ninna

E. Giresun Yiyecek Kültüründe Fındık

Fındık meyvası yaş ve kuru olarak yenir. Ayrıca yağ istihsalinde, sabun imalinde, çikolata, dondurma vb. tatlılarda da kullanılır.
Kuru meyva olarak kullanılacak fındık, daldan toplanınca gölgede kurutulur. kabuğundan o şekilde ayıklanır. Buna “sütlü fındık” denir. Çerezlik fındık budur. Güneşte kurutulmuş olan fındığa kıyasla sütlü fındığın güzel bir kokusu vardır. Sütlü fındık, tombul fındıktan yapılır. Giresun tombul fındığı daha çok kuru olarak yenir.
Tombul fındık kavrulduktan sonra makinada çekilir, üzerine toz şeker dökülüp karıştırılır, ezilir, merdane denilen bir çeşit macun yapılır.
Macundan daha koyu kıvamda olmak üzere tatlıcılar “fındık kurabiyesi” de yaparlar.
İkinci Dünya Savaşı’nda fındık dış piyasada pazar bulamayınca, fındık yağ yapımında kullanılmıştır. “Fındık yağı” pilav, yumurta, salatanın dışında her türlü yemekte ve tatlıda kullanılır. Giresun tombul fındığı yağ oranı yönünden yüksek olduğundan (Ç 68.61) yağ üretimine elverişlidir.
Beslenmede değerli gıda maddesi olan fındık, çerez olarak yendiği gibi Türk mutfağında hazırlanan bir çok tatlıya da katılır. Fındığın yemek ve tatlılarda kullanımı oldukça geniş bir konudur. Bu sebeble fındıkla hazırlanan tatlı ve yiyeceklerin yalnızca adlarını vermekle yetineceğim. Ayrıca birkaç yöresel fındıklı yiyeceklerden söz edeceğim.

a. İmal Edilen Fındık Çeşitleri
- Paketlenmiş çiğ fındık
- Paketli kabuklu fındık
- Beyazlatılmış fındık
- Tuzlu fındık
- Fındık unu
- Kıyılmış fındık
- Fındık ezmesi
- Fındık füresi ve nugası
- Krokan
- Vakumlu kavrulmuş fındık (gıdık)
- Vakumlu kıyılmış fındık (kıyık)

b. Şekerlemede Fındık
- Fındıklı lokum
- Fındıklı cezire
- Fındıklı sert şeker
- Fındıklı akide şeker
- Fındıklı şeker draje
- Fındıklı çikolata
- Fındıklı dondurma

c. Diğer Yemek ve Tatlılarda Fındık
- Aşure
- Kabak tatlısı
- Tel kadayıf
- Fındıklı baklava
- Fındıklı kremalı elma
- Fındıklı kek
- Elma püreli fındıklı kek
- Elmalı fındıklı kurabiye
- Fındıklı çörek
- Fındıklı bereketli kurabiye

d. Bazı Yöresel Fındıklı Yiyecekler

-Fındıklı Süt Şekeri
Süt şekeri tatlısı yapılırken, süt ateşten alınmadan önce kaynama sırasında içerisine fındık katılır.
- Fındık Dolması
Fındık, biber, soğan, haşlanmış pazı, lahana ya da asma yaprağından oluşur. Önce fındık kavrulur, dövülür, içerisine biber, biraz ince soğan, az miktarda su konur. Hepsi karıştırılarak haşlanmış pazı, lahana ya da asma yaprağına sarılır, pişirilir. Bu dolmayı Giresun’da Rize’den gelenler yapmaktadır.
- Fındık Ezmesi
Çocuklar için yapılır. Fındık önce dövülür sonra balla karıştırılarak çocuğa verilir.
Fındık şekerle birlikte dövülür, tülbent ya da ince bir beze doldurulur, çocuğun ağzına verilir. Çocuk bezi emmek suretiyle şekerli ya da ballı fındıkla beslenmiş olur.
Fındık ezmesinin çocuğun fikir yönünden gelişmesini sağladığı söylenir.
- Fındıklı Muhallebi
Süt, şeker, buğday unu ve fındıktan oluşur. Süt, şeker ve buğday unu karıştırılır, pişirilir, içerisine fındık katılarak fındıklı muhallebi yapılır.

F. Gelenek ve Göreneklerde FındıkFındık oyunlara da konu olmuştur. Pek çok çocuk oyunları fındık üzerine kuruludur. Fındık halk hekimliğinde de kullanılmıştır. Fındık ve fındıkla hazırlanan halk ilaçları bugün dahi Giresun’da ve çevresinde kullanılmaktadır.
Halk inanmalarında, halk hekimliğinde düğün ve eğlence geleneklerinde fındık önemli yer tutar.
Fındık, halk hikayelerine, fıkralarına ve anlatmalarına konu olur.

G.Fıındık Artıkları ve Kullanımı:

Kırılan fındığın dıştaki kalın kabuğu, köylerde damlarda hayvan altlarına serilir. Bu serilen kabuklar zamanla gübre olur, bahçelerde ve tarlalarda kullanılır.
Fındığın esas kabuğu yani içi koruyan kabuk, bölgenin en önemli yakacak ihtiyacını temin eder.
Fındığın değirmenlerde kırılması 1905 yıllından sonradır. Giresun’un o tarihlerdeki Belediye Başkanı Kaptan Yorgi’nin bir fındık kırma değirmeni vardır. Bu içhanede karılan kabukları deniz kenarına dökülür.
Giresun’da Ahıskalı Yemenici Bekir Usta adında fakir biri varmış. Bu adam fırtınalı havalarda dalgaların deniz kenarına topladığı ağaç, tahta ve fındık kabuklarını yakmak için toplar ve evine götürürmüş.
Denilir ki fındık kabuğunun yakacak olarak kullanılması o yıllarda başlar. O günden sonra halk fındık kabuğunu yakacak olarak kullanmaktadır.
Fındık kabuğu, ızgaralı özel sobalarda yakılır ve yanıp ateş olan köz mangala çekilip ısıtıcı olarak kullanılır. Hatta söylenir ki 1. Dünya Savaşı’nda Giresun’a gelen yabancı bandıralı vapurlar kömürleri bittiği için fındık bile yakmışlardır.

H. Giresun Şiirlerinde Fındık

Fındık, bazı halk şairlerimizin şiirlerinde konu edilmektedir. Bu kadar önemli bir gıda maddesinin edebiyat ürünleri içerisinde konu olmaması düşünülemez.
Günümüz halk şairlerinden Kadirlili Aşık Halil Karabulut, “Yurdu Gezelim” adlı 14 dörtlükten oluşan destanının 10. dörtlüğünde şöyle söylüyor: Ordu, Giresun’dan fındık al bana
Amasya elması can katar cana
Sivas’ta çimento doldur vagona
Eğer müsaitse hal alalım gelRahmetli Kırşehirli mahalli sanatçı Şemsi Yatsıman’ın söylediği bir türkünün sözlerinde fındık kelimesi bulunuyor.Mısırga’yı bir hal edin öldürün
İçine de fındık fıstık doldurun
Lokmaları üçer beşer kaldırın
Yiyen ahbaplara afiyet olsun Yekte yavrum yekte
Pastırmalar denkte
Ne olursa olsun
Ah delikanlıkta 18. yüzyıl Bektaşi şairi Korkusuz Abdal; kaleme aldığı 41 dörtlükten oluşan “Kaside-i Taammiye, Abdaliye, Bektaşiye Bi-İbret-i Korkusuz Abdal” adlı şiirinin 34. dörtlüğünde fındık kelimesini telaffuz ediyor.
Fındıkla fıstık leblebi
İnnab üzüm badem gibi
Köfte sucuk can matlabı
Ya Hacı Bektaş Veli Doğal olarak Giresunlu şairlerin şiirlerine de malzeme olmuştur fındık. Çünkü fındık, Giresun’da bir yaşam tarzı olmuştur. İnsanlar gözlerini açtığında fındığı görür, onunla beslenir, onunla büyür ve ölür. Giresunlu Şair M. Selahattin Durukan şiirlerini Aksu ve Yeşil Giresun gazetelerinde yayımlamaktadır. Bir şiirinin iki dizesinde şöyle söylüyor: “Fındık beklerken oynadım ilk oyunumu Mukavvadan yaptığım pasturalarım Hartamadan yaptığım domine taşlarımla…” Şair Orhan Yılmaz “Giresun Mektubu” adlı şiirinde, fındık hasadının sonundaki evliliklerden ve gemilerin fındıkları nasıl alıp götürdüklerinden söz etmektedir. “Her yıl davul zurna ile gelir
Fındık bahçelerimizde hasad vakti
Yâr üstüne efkâr üstüne
Söylenir türküler.
Bir yandan dallar eğilir, toplanır fındıklar
Bir yandan hazırlıklar görülür
Fadime kız gelin, Hasan oğlan güvey olacaktır
Sonra sonra fındıklarla dolu gemiler
Çıkıp gidecektir limandan…” Giresun’da uzun yıllar öğretmenlik yapmış olan Şair Arif Hikmet Par “20 Mayıs” başlıklı şiirine, bir Giresun türküsü ile başlıyor.
“Bir fındığın içini yâr senden ayrı yemem
Ne türküler Dürdanem bıçak gibi.
. . . . . . . . . . .
Top top deste deste fındık dalları
Ellere, gönüllere serpilir.”

SONUÇ

Yağ, protein, karbonhidrat ve vitamin bakımından zengin bir gıda maddesi olan fındığın anavatanı Orta ve Doğu Karadeniz bölgesidir. Halkın büyük bir bölümünün geçim kaynağıdır.
Giresun ve çevre halkının; deyimlerinden türkülerine, fıkralarından ninni ve türkülerine, hikayelerinden oyunlarına ve halk ilaçlarına kadar, pek çok maddî ve manevî kültürünün içine yerleşmiştir.

-alıntı-