Sağlık Korunmasında EFT - Eğitimi

\

EFT ( EMOTIONAL FREEDOM TECHNIQUES
Duygusal Özgürlük Teknikleri EĞİTİMİ )ile yaşamınızın her alanında oluşan tıkanıklıkları çözebilir, çekim yasaları gereği, vereceğiniz doğru mesaj ve olumlamalar ile sadece sağlığınıza değil, bolluk ve berekete de kavuşabilirsiniz.
Bu konuda çalışan ve başkalarına yardım etmeye çalışan bir terapist iseniz ya da yaşamınızdaki olumsuzluklara “artık yeter” dedi iseniz, stresinizi yönetmeyi öğrenmek, sigarayı bırakmak,kilo vermek,daha iyi ders çalışmak,belleğinizi güçlendirmek, takıntılarınızdan, fobilerinizden, fiziksel ağrılarınızdan kurtulmak ,içinizdeki şifa gücünü açığa çıkararak kronik hastalıklarınızı daha kolay iyileştirmek istiyor iseniz, bu teknik sizin için.
eğitime kimler katılabilir?
Pratisyen, Asistan ve Uzman Hekimler, Dişhekimleri, Psikologlar, Psikolojik Danışmanlar, Sosyal Hizmet Uzmanları,Rehber Öğretmenler ve Özel Eğitim Öğretmenleri başta olmak üzere tüm Öğretmenler,Hemşireler, Fizyoterapistler, Diyetisyenler, Enerji Terapistleri , tüm meslek sahipleri ve Üniversite öğrencileri.
————-
EFT’nin bulucusu Gary Craig tarafından onaylı ve Uluslararası AAMET (Association of Advancement of Meridian Energy Techniques) sertifikalı bir eğitim almak ister misiniz?
detay burada

your ads here (468x60) - after 1st post.

Hagi’nin Bahtsız Varisleri!

Galatasaray’da, 10 numarayı kimler giydi kimler. Ama hiç biri Hagi’nin yerini tutmadı…

Galatasaray’ın şaaşalı yıllarının baş aktörüydü o… 1996 yılında Barcelona’dan transfer edildiğinde sanki elinde sihirli bir değnekle gelmişti. Galatasaray’ın tarihini, Türk futbolunun tarihini 4 senede zirveye çıkardı o muhteşem sol ayağıyla… Ligde, UEFA’da, Süper Kupa’da şampiyonluklar, muhteşem goller, frikikler ve harika çalımlar…

Böylesine büyük bir futbolcu, diğerlerinden farklı olduğunu sadece oyunuyla değil, sansasyonel hareketleriyle de gösterdi.


10 Mart 2001 tarihinde oynanan Galatasaray - Gençlerbirliği maçında, hakem Erol Ersoy’a tükürüp, ayağına basması ve Galatasaray Teknik Direktörlüğü yaptığı sırada, Kayserispor - Galatasaray maçında otobüse bindiğinde yeni aldığı cep telefonunun çalındığını iddia ederek, taraftarlara “Hırsızsınız” diye bağırması, bunlardan sadece bir kaçı…

Giydiği 10 numaralı forması Galatasaray müzesinin duvarlarını süsleyen Hagi, 2001 yılında futbol yaşamına son verirken, Galatasaray’a sonraki yıllarda gelecek 10 numaraların da “Kabusu” oldu.

Galatasaray’da “İşte yeni 10 numaramız” diye alınan her futbolcu, henüz “Mehaba” demeyi yeni öğrenmişken, Hagi ile karşılaştırıldı. Sarı kırmızılılar; onlardan, hep Hagi’nin mucizelerini beklediler… Tabii ki hiçbiri bir Hagi değildi ve onun ismi altında yok olup gittiler… Belki de haksızca…

SERGEN YALÇIN (2001-2002)
Galatasaray’ın efsane ismi Hagi’nin 2001 yazında futbolu bırakmasıyla, Türkiye’nin en iyi oyuncularından biri olarak kabul edilen Sergen, bu görevi üstlendi. Fakat bu süper solağın sarı kırmızılılardan ayrılması çok sürmedi. Süper solak, 2002 yazında doğduğu yuvasına, Beşiktaş’a geri döndü…


FELIPE JORGE LOUREIRO (2002-2003)
Bugün hala kimilerinin “Halı saha topçusu”, kimilerinin ise “Gerçek bir yıldızdı” sözleriyle nitelediği Felipe, Hagi’nin gazabına uğrayan 1 numaralı isim oldu. Hagi’nin gidişini bir türlü kabullenemeyen Galatasaray camiası, Fatih Terim’in Brezilya’nın Vasco da Gama kulübünden getirdiği Felipe’den çok şeyler bekledi.

Zavallı Felipe’den öyle büyük beklentiler vardı ki; ondan, Hagi’nin unutulmaz başarılarını bir kez daha yaşatması beklendi. Tabii ki kimse Hagi değildi. Felipe de değildi… O’nun yaptıklarını, başkalarından beklemek ne kadar doğru bir düşünceydi? İşte tribünlerin, yönetimin ve teknik heyetin bu düşüncesi; hem Galatasaray’a hem de Felipe’ye pahalıya mal oldu. Felipe’yi bizzat isteyen Terim, Brezilyalının ipini çeken isim oldu ve yarım sezon oynayan futbolcuyu Ocak döneminde takımdan gönderdi.

Felipe, Galatasaray’dan ayrıldıktan sonra Brezilya Milli Takımı ile 2004 yılında Güney Amerika Kupası Şampiyonluğu sevinci yaşadı.

HAIM MICHAEL REVIVO (2002-2003)
Türk futboluyla Fenerbahçe forması altında tanışan ve büyük başarılara imza atan İsrailli futbolcu, 2003 yılı başında Galatasaray’a transfer oldu. Revivo da, Sarı kırmızılı forma ile çıktığı ilk resmi maçında 3 gol birden atmasına rağmen, daha sonra başarılı olamayarak ülkesinin yolunu tuttu. Tıpkı Felipe gibi, Galatasaray formasını yarım sezon taşıyan Haim Revivo da istenen “10″ olamadı.


HAKAN YAKIN (2004-2005)
Yakın soyadı aslında Türk futbolseverlere hiç te yabancı değil. Bir dönem Fenerbahçe forması da giyen Murat Yakın’ın kardeşi Hakan Yakın da, sarı kırmızılılarda sadece yarım sezon kalan 10′lardan…

Almanya’nın Stuttgart takımından 2005 Ocak’ında kiralık olarak gelen Hakan Yakın, Haziran ayına kadar sadece 3 maçta forma giyebildi. İyi kullandığı sol ayağı ve forvet arkasında yaptığı işlerle adından söz ettiren Hakan Yakın, Galatasaray’da eriyip giden futbolcular kervanına katıldı.


SASA ILIC (2005-2007)
Türkiye’ye transferi gerçekleştiğinde, Partizan’dan “Kalbimizi aldınız” diyerek uğurlanan Sırp futbolcu, neden mi gönderilmişti? Karizmatik ve lider kişiliği olmadığı için… Çünkü Ilıç, Galatasaray’daki ilk sezonunda ligde 12, ikinci sezonunda ise 10 gol atmıştı. Buna Avrupa kupalarında attığı golleri ve yaptığı birçok asisti de eklersek, ofansif bir orta saha için hiç de fena bir istatistik sayılmazdı.

Evet sorun istatistiklerde değildi. Galatasaray’ın onda bulamadığı, bir 10 numaranın karizmasıydı. Yani Hagi’ye hiç benzemiyordu…


CASSIO DE SOUZA SOARES LINCOLN (2007-?)
Sasa Ilıç’i Avusturya’nın Redbul Salzburg takımına gönderen Galatasaray, 10 numaralı forma için 3 aday belirledi. Bunlar, Cassio Lincoln, Juan Roman Riquelme ve Juninho idi… Sonunda Galatasaray taraftarlarını hava alanına döken transfer gerçekleşti ve Lincoln sarı kırmızılı formayı giydi. Almanya’nın Schalke 04 takımından transfer edilen futbolcu, sık sık yaşadığı sakatlıklara rağmen, camiada şimdilik kabul görmüşe benziyor.

Çıktığı ilk maçlarda attığı gollerle takımını sırtlayan Brezilyalı, Galatasaray camiasında Hagi’den sonra gelen en iyi 10 numara olarak lanse edildi. Yoksa 6 sezonda 6 tane forvet arkası futbolcu deneyen Galatasaray, yeni Hagi’sini mi bulmuşmuydu? Bunu zaman gösterecek…

Safe Mod

Genelde yeni joomlacıların sık sık takıldıkları konulardan birisi de sunucunun safemod yani güvenli mod açıkmı veya kapalımı olduğuna bakmak noktasında takıldıkları ve buna bağlı olarak dosya ve klasör izinlerinin bilgilerine erişmek noktasında problem yaşadıklarını göze alırsak, bu basit anlatımda hem zizinlerin durumuna hemde safemod durumuna nasıl bakabileceklerini göreceğiz. Öncelikle yönetim paneline girip üst menümüzden aşağıdaki resimde olduğu gibi Sistem Bilgisine tıklayın.

Ve sistem bilgisini tıklattığınızda aşağıdaki yönetim alanına ulaşacaksınız.

Bizi karşılayan bu ilk pencerede gördüğünüz gibi 3 ayrı bölümümüz var bizi bu konumuzla ilgili olarak bağlayan alanlara bakalım. Şu anda bulunduğumuz pencereden, joomlanız ile alakalı safe mod durumundan diğer durumlar kadar joomlanız hakkında bilgiler edinebilir ayrıca configuration.php dosyamızıda görebiliriz, işte bu alandan safemod açıkmı kapalımı görebiliriz. Şimdi dğer sekme olan izinlere bakalım.

Burada da gördüğümüz gibi, dosya ve klasör izinlerimizin durumuna bakıyoruz, yazılabilir olmayan ve bize joomla yüklememizde ve bileşen yüklememizde sorun teşkil eden bu yazılabilirlik ayarlarını gerekli dosyanın yazılamaz olması durumunda görüp bunun üzerinde ftp den yazılabilir yapmamız şeklinde bize bilgi verir.

Forum Siteleri

Hergün nette dolaşırken önümüze gelen onlarca hatta yüzlerce forum siteleri mevcut peki hiç düşündünüzmü yada merak edip gezdinizmi? Nedir bu forum siteleri amaçları , konuları?

Cafevizyon Forum Belki ismi çoğu kez kulağınıza gelmiştir çünkü binlerce forum siteleri içerisinde düzeyini vede seviyesini bozmayan ender forum sitelerindendir… Peki Nedir -Cafevizyon Forumlarının amacı?

Türkiyede Forum Sitelerinin bir paylaşım merkezi olduğu inancında ve bu kavramı tekrar kazandırmak için paylaşım ve eğlence yolundan sapmayan Bir Forum Portresini tekrar kazandırmaktır…

-Cafevizyon Forumda nelermi var?

Türkiye’nin en hızlı büyüyen forumuyla karşılaştığınız şu an itibariyle;
uykusuz gecelerle, bilgisayara kilitlenip işinizden gücünüzden mahrum kalacağınız anlarla karşı karşıyasınız
Çok araştırma yapıp araştırma ruhunuzu geliştirmek yerine
her aradığınızı tek bir yerde bulacağınız bir sitede bulunuyorsunuz.
Şiddetli ve ciddi siyaset tartışmaları,
eski yılların sınav soruları, ilginç anketler, kahkahalar atacağınız birlikler, taraftar forumları, bilgisayar oyunları için yardım bölümleri, üyeler için özel resim ve video bölümleri, arkadaşlık ortamı, duygu yüklü şiirler ve hikayeler ve daha yüzlerce ilgi çekici bölümler…

Türkiye’nin en hızlı büyüyen en güncel forumunda sizde bir yer edindiniz şimdiden…

Tekrar Hoş geldiniz Umarız hoş vakitler Geçirir ve Bizimle olmaktan keyif duyarsınız

Sizleri Bekliyoruz >>> http://www.cafevizyon.com/register.php

İtici Adı Türban - Asıl Adı Başörtüsü - Modern adı Eşarp

İtici Adı Türban - Asıl Adı Baş Örtüsü - Modern adı Eşarp

Siz ne derseniz deyin asıl amaç islam dinine göre mahrem sayılan saçların örtülmesidir.Türban meselesi diyorlar;

Mesele olan nedir? Bir kimsenin Dinin inançlarına göre yaşaması mı? Kimse dinini yaşarken bir başkasının hak ve özgürlüklerine aykırı bir şekilde asla bir harekette bulunamaz . Birinin başörtüsü takıyor olması sizi rahatsız ediyor mu? Ediyorsa mantıklı bir açıklaması var mı? Etmiyorsa sorun ne ?

Devletimiz laiklik ilkesi üzerine kurulmuş bir cumhuriyettir. Laiklik nedir? Laiklik din ve devlet işlerinin bir birinden ayrılmasıdır.Türkiye cumhuriyeti Laiktir. Türkiye cumhuriyetinde %95 müslüman yaşamaktadır.Fakat nedense bu baş örtüsü sorun haline getirilmiştir.Bu demek değilki %5lik kısım çoğunluğa göre hareket edecek. Asla !! Türkiye Cumhuriyeti her dinden,her ırkdan ,her kültürden insanların bir arada eşit haklarla yaşayabileceği bir cumhuriyet ülkesidir.

Neden sadece baş örtüsü simge olarak görülür.Partiler tarafından simge haline getirilen başka kıyafet yok mudur? Sayın Ecevit mavi gömlek giyiyordu.Açık mavi ecevit mavisi oldu.Bir şapkası vardı.Ecevit şapkası. Bir gün okuldan içeri girecekken kapıdaki görevli gömleğin ecevit mavisi. Ecevit mavisi yasak. Sen onu simge olarak kullanıyorsun git o gömleği değiştir yoksa okula giremezsin dese naparsın? Mhplilerin bıyığını bilmeyeniniz yoktur.İşte o bir simgedir. Bırakın okulu devlet memurlarının rahatça o şekilde kamu görevlisi olarak çalıştığını hepimiz biliyoruz.Bir Devlet memuru çalışma saatleri içinde herhangi bir grup bir partiye ait propaganda eylem yapamaz yasağı varken bir partinin simgesi ile rengini belli ederek nasıl çalışır?
Baş örtüsünü kullananlar olmadı mı?
Her seçim öncesi partilerin halka baş örtüsü dağıtmaya kadar vardıklarını hatırlamamak zor değil.
Baş örtüsünü simge olarak kullanan var tabi süleymancılar.İnancın ötesine geçmiş artık malesef.Kesinlikle simge olarak kullandıklarını düşünüyorum.(SÜleyman Hilmi Tunahan bu zatıın ilmine deyeceğim bir kelime olamaz.)Cematin liderlerini kasdediyorum. O cemaate bağlı olan kişileri kullandıklarını da ayrıca.Grup lideri bu seçimlerde A partisine oy vereceğiz.Bu sene bu partiyle çıkarlarımız örtüşmüyor B partisine.

Yolda bir bayan gördüm sordum:

- Neden başını bu şekilde bağlıyorsun.
aldığım cevap aynen şu;

Kadın- Biz süleymancılar bu şekilde bağlıyoruz.

Senin inancın nerde kaldı şimdi.Baş örtüsü orda olmuş grup ( cemaat ) simgesi. Yazık.
Biri yanlış biliyorsun ya da iftira ediyorsun dese beni yanıltsa keşke.

Gerçekten inancı gereği baş örtüsü takanlar malesef bazı kişilerin grupların kendi çıkarları yüzünden haksız şekilde yargılanmaya hor görülmeye ve hatta özgürlükleri elinden alınmaya mahkum olmuştur

Merve Kavakçı kimdir nedir şahsiyet hakkında tek bir yorum bile yapmayacağım beni ilgilendiren yönü baş örtüsü takmasıdır.Bu kişi geçtiğimiz dönem seçimlerinden birinde milletvekili seçilmiştir.Milletvekilliği kılık kıyafet kanuna aykırı bulunduğundan dolayı elinden alınmıştır. (Aykırılık baş örtüsü takıyor olması.)

Bu dönem seçimlerine gelecek olursak; ülkemizi bölmek elinden geleni ardına koymayan PKK nın her türlü faaliyetlerine destek olan, PKK lideri hakkında övgü dolu sözlerde bulunan çekinmeden teroristler için saygı duruşu yapan bu şahsiyetler TBMM içine girmişlerdir. Peki soruyorum bu Türban denilen bir bez parçası terorden daha mı sakıncalıydı?

Aslında kimse dinini devlet işine karıştırmıyor.Karıştıranlar belli sadece ortalık karıştrmak. Maksat ülke bölünsün.İç savaş çıksın. Ekonomi altüst olsun. Bu durumdan kim zararlı kim karlı çıkar hiç düşündünüz mü?

Atatürkçülük bir kaç kişinin ilkesi değil!! . Hiç bir parti veya grup laiklik ilkesine sahip çıkmış gibi görünüp Devletçilik ilkesini yıkmaya çalışmasın!! Yeter..

Gülizar

Atatürk İlkelerini Bilmeyenler Öğrensinler nedir diye.

ATATÜRK İLKELERİCumhuriyetçilik:

Atatürk devrimleri siyasi nitelik taşır. Çok uluslu bir
İmparatorluktan ulus devlete geçiş gerçekleştirilmiş ve böylece
modern Türkiye’nin ulusal kimliği oluşturulmuştur. Bu kimliğin oluşmasında, kul nitelikli insanların yurttaş-birey niteliği kazanması önemli bir noktadır. Atatürk bunun yolunu, kısaca halkın kendi kendisini idaresi, yani demokrasi demek olan Cumhuriyet’te görmüştür.

Halkçılık:

Gerek içeriği gerekse hedefleri açısından bakıldığında, Cumhuriyet Devrimi
ayrıca bir sosyal devrim niteliği de taşır. Başta İsviçre Medeni Kanunu
olmak üzere, Batı kanunlarının Türkiye’de uygulamaya konulmasıyla birlikte
kadınların statüsünde köklü değişiklikler olmuş, 1934
yılında kabul edilen bir kanun ile kadınlar seçme ve seçilme hakkını almışlardır.
Atatürk çeşitli ortamlarda, Türkiye’nin gerçek yöneticilerinin köylüler
olduğunu söylemiştir. Aslında bu durum Türkiye için bir gerçek olmaktan
çok bir hedef niteliğindedir. Halkçılık ilkesi sınıf ayrıcalıklarına ve sınıf
farklılıklarına karşı olmak ve hiçbir bireyin, ailenin,
sınıfın veya organizasyonun diğerlerinin daha üzerinde olmasını kabul
etmemek demektir. Halkçılık, Türk vatandaşlığı olarak ifade
edilen bir fikre dayanır. Gurur ile birleşen vatandaşlık fikri,
halkın daha fazla çalışması için gerekli psikolojik teşviki
sağlar, birlik fikrinin ve ulusal bir kimliğin kazanılmasına yardımcı olur.

Laiklik:

Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması” şeklinde özetlediğimiz lâiklik ilkesi, Türk Devriminin vazgeçilmez bir unsurudur. Demokratik olmanın da gereği…
Atatürk’e göre din, insanların vicdanlarında yer alması gereken kutsal bir kavramdır. Bu düşünceden yola çıkan Gazi 31 Ocak 1923′de şu sözleri söylüyordu:
“Bizim dinimiz en makul ve en tabii dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur. Bir dinin tabi olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması gereklidir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur.”

Devrimcilik:

Atatürk’ün ortaya koyduğu en önemli ilkelerden birisi de devrimciliktir. Bu ilkenin anlamı
Türkiye’nin devrimler yaparak geleneksel kuruluşlarını modern kuruluşlarla değiştirmiş olmasıdır.
Geleneksel kavramların bir kenara itilip modern kavramların benimsenmesi demektir.
Devrimcilik ilkesi, yapılmış olan devrimlerin tanınıp kabul edilmelerinin çok ötesine geçmiştir.

Milliyetçilik:

Cumhuriyet devrimi ayrıca milliyetçi bir devrimdir. Bu milliyetçilik
ırkçı bir yapıda değildir; yurtseverlikle sınırlıdır. Bu devrimin amacı, Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığının korunması ve ayrıca Cumhuriyetin siyasal yönden gelişmesidir.

Bu milliyetçilik, tüm diğer ulusların bağımsızlık haklarına saygılıdır; sosyal içeriklidir;
yalnızca anti - emperyalist olmayıp, aynı zamanda gerek hanedan yönetimine,
gerekse herhangi bir sınıfın Türk toplumunu yönetmesine de karşıdır ve nihayet bu milliyetçilik
Türk devletinin vatanı ve halkı ile bölünmez bir bütün olduğu ilkesine inanmaktadır.

Devletçilik:

Anayasamızda da yer alan devletçilik ilkesi, tüm ülkelerin ortak amacı olan toplumun esenlik ve mutluluğunu sağlayıcı toplumsal, ekonomik ve kültürel kalkınmada devletin üstlenmesi gereken görevleri saptayan bir yöntemdir. Genel çizgileri ile özel girişimin yetki ve gücü dışında kalan ekonomik kalkınma ve örgütlenmeyi devlet eliyle ve araçları ile gerçekleştirmek ilkesidir.

Anayasamızın devletin görev ve sorumlulukçuna bıraktığı, yerine getirmekle yükümlü olduğu belli başlı görevleri saptayan maddeleri, devletin, ulusun bireylerinin ve tümünün esenlik ve mutluluğu ile ülkenin güvenlik ve bağımsızlığının korunması esaslarını kapsar.

Genel olarak her devletin temel iki ödevi vardır:

a. Ülke içinde güvenliği ve adaleti kurmak ve sürdürmek, bu suretle yurttaşların her çeşit özgürlüklerini dokunulmazlık altında bulundurmak,

b. Diş siyasal ve öteki uluslarla ilişkileri iyi yöneterek, ülkede her çeşit savunma güçlerini, her an hazır tutarak ulusun bağımsızlığını güvence altında tutmak ve bu uğurda başka çare kalmazsa, silahla savunmaktır.

Anlamlı İletiler

* Martının denizi sevdiği kadar sevebilir misin ? Toprağın suyu sevdiği kadar sevebilir misin ? Leyla`nın Mecnun`u sevdiği kadar sevebilir misin? Hadi bırak butun bunlarıda, Benim seni sevdiğim kadar sen de beni sevebilir misin ?

* Hayati gözyaslarinla ödüllendirecegine gülücüklerinle cezalandir….

* Dumanımda oyoktu sigarayı bıraktım kadehimde oyoktu içkiyi bıraktım rüyalarımda oyoktu uyumayı bıraktım baktımki onsuz olmuyor yaşamayıbıraktım

* Seni ne kadar sevdiğimi öğrenmek istersen vur kır kalbimi kalbimden akan kan yazacaktır ismini o zaman anlarsın sana olan sevgimi..

* Hepsi Gidici Sen Kalıcı , Hepsi Anlık Sen Hayat Boyu , Hepsi çocukçA Sen GerçEkçE , Hepsi Öylesine Sen Ölesiye..

* Küçüktüm, adam olmadı dediler, adam oldum, sevmedi dediler, sevdim, uğruna ölmedi dediler, Öldüm, iş işten geçti, dediler…

* Yalnızım, yalnızlığım beni dinlemekte, yalanda olsa ne varki bu şarkıyı söylemekte, yalanda olsa içimden bir bulut akıp geçiyor, yalanda olsa MUTLUYUM bu bana YeTeR

* Bazen anlatmak zor geldi korktum, bazen cesurdum sen yoktun, ve artık bir karar aldım söylüyorum. Seni çok ama çok Seviyorum.

* Sana Ne Demeliyim Bilmiyorum GüneşIm Desem Güneş Batıyor, Hayatım Desem Hayat Kısa, Gülüm Desem Oda Soluyor, Sana Canım Demeliyim çünkü Bu Can Seninle Yaşıyor..

* Aşkına döksem gözyaşlarımı, elinle bir defa silecek misin? Şu kalbimi sana versem, bir gün gelecek sevecek misin?

* Sonbahara İNat AğAç Hala YeşErmekte, Geceye İNat Gün Hala AğArmakta, Ben İSe Kadere İNat Hala Senİ SevmekteyİM. İNat Bu Ya MahşEre Kadar Senİ SeveceğİM!

* Bir çerçeve astım odama içi boş önemi yok, neden diye sorma neye baksam seni görüyorum nasıl olsa..

* Düşünüyorum da; düşüncelerin en güzeli senin beni düşünüp düşünmediğini düşünürken, düşünüyor olmanı düşünmek galiba Dünyada bir çok insan var.Kimi mutlu kimi mutsuz, Kimi ağlayıp kimi gülüyor ama güzelliklere ve mutluluğa layık bir insan var o da su an mesajımı okuyor…

* Ne Güneşi İstiyorum Karanlığıma Ne De Yıldızları İstiyorum Gece Yarılarında… çok Değil BirTek Seni İstiyorum Yalnızlığıma!!!

* Gecenin sessizliğini dinle içinde beni bulacaksın.. Karanlığa bak yüzümü göreceksin.. Elini kalbine koy, gözlerini kapa ruhumu yolluyorum birazdan ÖPÜLECEKSİN..

* Bu gün bir meyhane keşfettim mezarlığın tam karşısında , Eğer ki bir gün beni ararsan ya meyhanedeyimdir yada tam karşısında…

* BuGüNü yaşıyorsam yarının seni bana getireceğine inandığım içindir….

* Kalbim seni unutacak kadar adi ise ellerim onu parcalayacak kadal asildir.

* Bir sevgi diledim gözyaşı buldum. Bir dost diledim sırtımdan vuruldum. Derdime derman diledim derdimin tiryakisi oldum. Bilki gerçek sevgiyi ben sende buldum!

* Seven unutmaz unutansa sevmemistir eğer sevipte unutmusa sevmesini bilmemistir. Kül olmuş ateş yanar mı? Buz tutmuş su akar mı? Bu gözler seni sevdi başkasına bakar mı? Sevgini taşımak değil hasretini çekmek zor gülmeyi unutmak değil ağlamaya alışmak değil ölmekte değil özleyipte görmemek zor…

* Sev ama yürekten olsun, gel ama ebedi olsun, gidersen benide ***ür, gittigimiz yer kara toprak olsun

* Kızlar sevgiyi kalplerine,erkekler ise ceplerine koyar! benim ceplerim dolu sevgini bomboş olan kalbime yazıyorum

* Seviyorum seviyorum haykırarak söylüyorum kimselerden korkmuyorum ölümüne seviyorum bigün bana soracaksin ben mi dünya mi diye.Ben dünya diyecegim ve sen küsüp gideceksinama bilmeyeceksinki benim bütün dünyam SENSIN!

* gülmek icin mutlu olmayi bekleme, belki mutluluk gülüsünde saklidir. sakin aglayayim deme, kim bilir belki bir yerde senin bir tek gülüsün icin yasayan biri vardir.

* Eger Son Nefesimi Vermeden Once Mutlu Olacagini Bilirsem Cehenneme Bile Gulerek Giderim.!

* Seni ben değil gözlerim seçti , onlar sevdi onlar beğendi , banane gidersen ONLAR AğLASIN

* Cicekler bahcesinde gecsede ömrüm senin üstüne gül koklamam gülüm seni koklamak olsada ölüm sen buna degersin be gülüm Düşlerim vardıgörmekten korktuğum,hislerim vardı söylemektenkorktuğum,şiirlerim vardı yazmaktan korktuğum,şimdisen varsın kaybetmekten korktuğum

* Vücudun otobüs, beynin şöfördür kalbin şöför maaline geçerse aşık oldun demektir. Aşık bir insansan mantığını unut, mantıklı bir insansan aşkı unut. Hem aşık hem mantıklıysan kıskanırım seni ben.

* Sen seni seveni göremeyecek kadar körsen seni sevende seni sevdiğini söylemeyecek kadar gururludur.

* Gidene kal demeyeceksin.gidene kal demek zavallılar****alana git demek terbiyesizlere.dönmeyene dön demek acizlere yakışır…

* Sadece çocuklar ağlar ve sadece Allah affeder eğer bir gün gidersen çocuk değilim ağlamam Allah değilim affetmem.

* Polis bi gün 3 arkadaşın evine baskın düzenlemiş.Sizi uluslararası kaçakçılıktan tutukluyorum demiş.Adamlarda ;”Abi biz Fenerbahçeliyiz uluslararası ne işimiz olabilirki?”demiş.

* GözLerin daLarSa ŞiLki dü$ündüm Seni, kuLagIn CInLarSa ŞiLki aNdIm Seni, GeCe UyanIrsan ŞiLki ReSMiNi Öptüm, GözLeriNden Ya$ damLaRSa ŞiLki SenSiz ÖLdüM..

Anneler Günü E-kartlar

E-Kart Gönder E-Kart Gönder E-Kart Gönder E-Kart Gönder

E-Kart Gönder E-Kart Gönder E-Kart Gönder E-Kart Gönder

E-Kart Gönder E-Kart Gönder E-Kart Gönder E-Kart Gönder

İlginç Olaylar

♥ 18 Şubat 1979 yılında sahra çölüne kar yağmıştı.
♥ ABD’de, yaşları 20 ile 29 arasında olan zenci erkeklerin üçte biri ya hapiste ya da gözaltında tutulmaktadır.
♥ Açık bir gecede, çıplak gözle iki bin ayrı yıldızı görmek mümkündür.
♥ Albert Einstein dokuz yaşına kadar düzgün konuşamamıştı.
♥ Amerika’da her saat 40 kişi kanserden hayatini kaybediyor.
♥ Amerika’da satışa sunulan ilk cd, Bruce springsteen`in “Born in Theusa” albümüdür.
♥ Amerikan havayolları, uçuşlarda yolculara sunduğu kahvaltılarda her tepsiden bir zeytini kaldırarak 1987 yılında 40 bin dolar kar etmiştir.
♥ Aslanlar bir günde 50 kez sevişebilirler.
♥ Atların insanlardan 18 tane fazla kemiği vardır.
♥ Avustralya’daki tuvaletlerin sifon suları saat yönünde akar.
♥ Ayı inlerinin girişleri her zaman kuzeye bakar.
♥ Başkan John F. Kenndy, yirmi dakikada dört gazete okuyabilirdi.
♥ Baykuş mavi rengi görebilen tek kustur
♥ Beethoven beste yapmadan önce kafasını soğuk suya sokardı.
♥ Bir Big Mac hamburgerin ekmeğinde ortalama 178 adet susam bulunuyor.
♥ Bir cam kırıldığında, ufalanan parçalar saatte üç bin millik bir hızla etrafa saçılır.
♥ Bir devekuşunun gözü beyninden büyüktür.
♥ Bir Erkek Hayatının Ortalama 3350 Saatini Tıraş Olmak İçin Harcar.
♥ Bir hamamböceği kafası koptuktan sonra açlıktan ölmeden dokuz gün yaşayabiliyor.
♥ Bir insan yaşamı boyunca iki yüzme havuzunu dolduracak kadar tükürük salgılar.
♥ Bir karınca kendi ağırlığının elli kati ağırlığı kaldırabilir.
♥ Bir karıncanın koku alma yeteneği en az bir kopeğinki kadar gelişmiştir.
♥ Bir kilo limonda bir kilo çilekten daha fazla şeker vardır.
♥ Bir kromozom bir genden daha büyüktür.
♥ Bir okyanusun en derin yerinde, demir bir topun dibe çökmesi bir saatten uzun sürer.
♥ Bir timsahın gözlerinin arasındaki mesafe, ayaklarının büyüklüğüne eşittir.
♥ Birinin yüzünü hatırlamak için beynin sağ tarafı kullanılır.
♥ Buckingham sarayında 602 oda bulunuyor.
♥ Bugüne kadar bilinen en ağır böbrek taşı 1.36 kg
♥ Bugüne kadar kaydedilmiş en büyük dalga, 1971 yılında Japonya’nın İshigaki Adası’nda 85 metre yüksekliğine ulaşmıştır.
♥ Bugüne kadar ölçülmüş en büyük buz dağı, 200 mil uzunluğunda ve 60 mil genişliğindedir ve Belçika’dan daha büyük bir yüzölçümüne sahiptir.
♥ Bukalemunların dilleri, vücutlarından iki kat daha uzundur.
♥ Central park`ta yüzmek yasalara aykırıdır.
♥ Çocuklar baharda daha fazla buyuyor.
♥ Dalmaçyalılar gut olmayan tek köpek cinsidir.
♥ Değerli taşların çoğu birkaç elementten oluşur, sadece pırlanta tamamen karbondan oluşur.
♥ Döllenmeden sonra çocuğun boyu 5 milyon kat buyur…
♥ Dünyada her dakika iki tane düşük şiddette deprem olmaktadır.
♥ Dünyada insan başına düşen karınca sayısı bir milyondur.
♥ Dünyadaki hayvanların yüzde sekseni altı ayaklıdır.
♥ Dünyadaki ilk telefon rehberinde sadece elli isim yer almıştı.1878 yılının şubat ayında   ♥ Connecticut New Haven’da yayımlanmıştı.
♥ Dünyanın bir numaralı domuz üreticisi ve tüketicisi cinliler.
♥ Dünyanın en büyük şeker ihracatçısı Küba’dır.
♥ Dünyanın en hızlı büyüyen bitkisi bambu, bir günde 90 cm kadar uzuyor=.
♥ Eğer Barbie gerçekten yaşasaydı vücut ölçüleri 97–72 82 cm olacaktı.
♥ Eiffel Kulesi’nin tepesine çıkana kadar 1792 basamak vardır.
♥ Elektrikli sandalye bir dişçi tarafından icat edilmiştir.
♥ En fazla asfaltlı yola sahip ülke Fransa’dır.
♥ En yakin oldukları noktada, Rusya ve Amerikanın birbirlerine uzaklıkları dört km `den daha azdır.
♥ Erkekler kadınlara göre on kat daha fazla renk koru oluyorlar.
♥ Eskimo dilinde kar yağışlarının farklarını tarif etmek için kullanılan yirmiden fazla sözcük vardır.
♥ Fareler kusamaz.
♥ Filler zıplayamayan tek memelidir.
♥ Gecen 3500 yılın, sadece 230 yılı barış içinde yaşanmıştır.
♥ Global ısınma yüzünden yükselen deniz seviyesi 2050 yılında Shangai ve deniz kıyısındaki diğer cin şehirlerinde büyük sellere neden olacak. Bu sellerde 76 milyon kişi evsiz kalacak.
♥ Gözleri açık tutarak hapşırmak imkânsızdır.
♥ Gözlerimiz hiçbir zaman büyümez. Ama burnumuz ve kulaklarımızın büyümesi asla sona ermez.

Varmısın Yokmusun Tv Programı

Var mısın Yok musun  da Nasıl Yarışılıyor?

Var mısın Yok musun da yarışmacı içinde en küçükten en büyüğe farklı miktarlarda ödüller bulunan 20 kutu ile karşı karşıya kalıyor. Bu 20 kutudan sadece bir tanesini elinde tutuyor, geri kalan 19 kutu ise gelecek bölümlerde yarışmacı olan arkadaşlarının elinde duruyor. Yarışmacı oyuna başlarken ne kendi elindeki kutunun ne de diğerlerinin içinde ne olduğunu bilmiyor. Yarışmacının amacı kendi kutusunda oyunun sonunda kazanacağı ödülün ne olduğunu tahmin edip, banka ile pazarlık ederek kazanacağı ödülü maximuma çıkarmak. Yarışmacı, birer birer kendi kutusu dışındaki kutuları seçerek açtırmaya başlıyor . Kutular açıldıkça yarışmacı, açılan kutunun içindeki ödülü kazanma şansını kaybediyor, ama kendi kutusunda ne ödül olabileceğini tahmin şansı artıyor. İlk 6 kutu açıldıktan sonra banka devreye giriyor. Aynı yarışmacı gibi açılan ve kalan kutuları izlemekte olan bankanın amacı yarışmacı ile sıkı bir pazarlığa girmek. Banka da yarışmacının elindeki kutuda ne olduğunu tahmin ederek, yarışmacıya kutusuna karşılık bir miktar para teklif ediyor. Yarışmacı bankanın teklif ettiği ödülü almakta veya almayarak kutuları açmaya devam etmekte serbest. Açılmakta olan kutuları izleyen bankanın teklifi, yarışmacının kazanma ihtimali arttıkça artıyor.

En sonunda yarışmacı bankanın teklif ettiği ödülü alarak oyunu bırakıyor veya kendi kutusundaki ödülü kazanıyor. Tabi kendi kutusundaki ödül bankanın teklifinden çok daha büyük veya daha düşük olabilir.

Var mısın Yok musun  a Kimler Katılamaz?

Show TV , AKS , Acun Ilıcalı Produksiyon AŞ ve bunların taşeron firmalarında çalışanlar, birinci dereceden akrabaları ve aynı evi paylaşanlar , 21 yaşından küçük kişiler ve herhangi bir suçtan bir seneden fazla hapis cezası almış kişiler , Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayanlar bu yarışmaya katılamazlar. Bunların aksini kanıtlayan belgeleri sağlamayan kişiler yarışmadan diskalifiye edilebilir veya ödülleri geri alınabilir.

BAŞVURU FORMU İÇİN TIKLAYINIZ

İZLEYİCİ BAŞVURU FORMU İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ

DÜŞÜNCE TÜRLERi

DÜŞÜNCE TÜRLERİ

MAKALE

Bir konuda bilgi verirken veya bir gerçeği savunurken,türlü kanıtlardan faydalanan,bunları bilimsel biçimde inceleyen gazete ve dergi yazılarına makale denir. Makaleler her konuda yazılabilir.
Makale türü, edebiyatımıza Tanzimat döneminde gazete ile birlikte Batı’dan giren bir türdür. Düşünce yazıları içinde en ağırbaşlı ve en zor olan tür makaledir. Makalenin amacı bilgi vermektir ama bu bilgi ansiklopedik bilgilerden çok farklıdır. Ansiklopedik bilgide,tanıtma,açıklama,sıralama ve kendiliğinden kesinleşmiş olma özellikleri vardır. Oysa makalede kişilik sezinleten bir anlatım,bir yorum ve inandırma eğilimi,bir amaç vardır.
Bilim ve kültür alanında yazılan makaleler,sınırlı bir kültür kesimine ulaşmayı amaçladığından bu makalelerde daha bilimsel bir dil kullanılır.
Gazete ve dergilerdeki makalelerse,geniş halk kitlelerine ulaşmayı amaçladığından yazar,dilini daha açık,daha popüler ve daha anlaşılır bir düzeyde tutar,özel terimler kullanmaktan kaçınır.

FIKRA ( KÖŞE YAZISI)

Gazete ve dergilerde yayımlanan güncel,siyasal,toplumsal sorunları ele alan yazılardır.Gülmece nitelikli fıkralar da olmakla birlikte yazılı kompozisyon türü olarak fıkra,düşünsel ağırlıklı kısa yazılardır.
Fıkralarda siyasal ve toplumsal olaylar ele alınırken belgelere,kanıtlara,aşırı ayrıntılara yer verilmez.Makaleler gibi iddialı ve ispatlayıcı yönü ağırlıklı değildir.Fıkra yazarı,geniş kitlelere seslendiği için dili kolay anlaşılır bir dil olmalıdır.Her konuda fıkra yazılabilir.

DENEME

Edebi türlerin tümü gibi deneme için de bir tanım vermek çok güçtür.Deneme günümüzde hemen bütün yazı türlerine doğru yayılma göstermektedir. Bu türler içinde en çok eleştiriyle bir arada anıldığı görülmektedir.Ancak burada söz konusu olan daha çok izlenimsel eleştiridir.
Deneme için bir tanım yapmak gerekirse şunları söyleyebiliriz:
�Deneme;bir yazarın,herhangi bir konu üzerinde,özel görüş ve düşüncelerini hiçbir iddiaya yer vermeden,kesin yargılara varmadan anlattığı yazı türüdür.�
Batı edebiyatında essai (ese ) adı verilen deneme konuları genellikle edebiyat,sanat,bilim,felsefe…vb.dir. Özellikle Fransız edebiyatında Montaigne,İngiliz edebiyatında Bacon en tanınmış deneme yazarlarıdır.
Denemede bir konu sınırlılığı,belli bir biçim yoktur.Yazar,konu seçmede tam bir özgürlüğe sahiptir.Denemede yazar,kendi kendine konuşur gibi bir anlatım rahatlığı içindedir. Denemenin sonunda kesin bir yargıya, bir sonuca varmak gayesi güdülmez.

ELEŞTİRİ

Bir eseri değerlendirme amacıyla yazılan yazılara eleştiri denir.Eleştiride eserin yada sanatçının gerçek değerinin belirtilmesi amaçlanır.
Eleştirmeci,bir sanat eserinin gerçek değerini,özünü yapılışını,değerli-değersiz yanlarını ortaya koyar.Eleştirmecinin görevi güzellik yaratmak değil,yaratılmış güzelliği yargılamak,okurlara tanıtmaktır.
Eleştiriler;okura dönük eleştiri,topluma dönük eleştiri,sanatçıya dönük eleştiri,yapıta dönük eleştiri… olmak üzere türlere ayrılır.

İNCELEME

Bir eserin,bir sorunun,bir olayın özelliklerini,en ince ayrıntılarını araştırarak göz önüne seren yazı türlerine inceleme denir.Her obje bir inceleme konusu olabilir.Ama konumuz kompozisyon olduğu için biz yalnız bu anlamda inceleme yazıları üzerinde duracağız.
İnceleme,ister sözlü,ister yazılı olsun,bir tartışma niteliği taşır.
İnceleme yazıları yazarın teknik ve üslubuna göre diğer türlerin özelliklerini de gösterir; buna göre kimi yerde makale,kimi yerde deneme,kimi yerde sohbet havasına bürünür.
İnceleme yazılarında bir kolaylık olmak üzere şu soruları sırasıyla sorarak çalışmak,faydalı sonuçlar verecektir:
a. Ne? ( Bize eserin ve sorunun konusunu verir. )
b. Niçin? ( Eserin yazılma amacını, ana fikrini, temasını buldurur. )
c. Nasıl? ( Eserin yöntemini kavratır. )
d. Nerede? ( Yer,dekor. )
e. Kim? ( Kişileri verir. )
f. Ne zaman? ( işin süresini belirtir. )
İnceleme Planı :
A. Eserin Dış İncelemesi:
Eserin adı
Yazarı,çevireni
Basıldığı matbaa ve basılış tarihi
Kaçıncı baskı olduğu
Sayfa sayısı,fiyatı
Eserin boyutları
B. Eserin İç İncelemesi :
Yazarı hakkında bilgi
Türü hakkında bilgi
Özet
Eserdeki kişiler
Başroldekilerin kısaca tanıtımı
Ana fikir
Dil ve anlatım
Değerlendirme ( kritik )

RAPOR

Rapor,araştırma ve inceleme esasına dayanan bir yazı türüdür. Herhangi bir konuyla ilgili bilgi vermek,mesleki ve teknik bakımdan bazı noktaları açıklamak; görüş,düşünce ve önerileri bildirmek gibi amaçlarla yazılır.
Günümüzde rapor, geniş kapsamlı bir kelime olarak çok çeşitli alanlarda karşımıza çıkar. Doktor raporu, bilirkişi raporu, polis raporu, mühendis raporu, müfettiş raporu, deney raporu gibi çeşitli isimlerle anılan raporları ; meslek ve iş raporları, araştırma ve inceleme raporları gibi kısaca sınıflandırabiliriz.
Her rapor türünün kendine özgü yazılış kuralları vardır. Genel esas, konunun iyi kavranması ve konu üzerinde yeterli bilginin bulunmasıdır. Ancak, çok iyi anlaşılan,ilgi duyulan ve bilgi sahibi olunan konularda rapor yazılabilir.
Sağlam bir rapor yazabilmek için; raporun konusunu ilgilendiren kitapları,dergileri,gazeteleri okumak,yetkili kimselerle konuşmak,gözlem yolundan faydalanmak,özel deneylerde bulunmak,faydalanılan kaynakları göstermek gerekir.

RÖPORTAJ

Herhangi bir konu yada sorunun değişik boyutlarıyla ele alınıp işlendiği gazete ve dergi yazılarıdır. Röportajcı,yalnız gördükleriyle, izlenimleriyle yetinmez. Konuyla ilgili derinlemesine araştırma ve inceleme yapar,ilgililerin bilgisine başvurur. Röportajcının amacı, konuyu çarpıtmadan belgesel olarak okuyucuya sunmak,okuyucuyu konunun içinde yaşatmak,kamuoyunu aydınlatmaktır.
Röportaj, tek bir yazı olabileceği gibi,aynı konuda dizi yazı da olabilir.

ANLATI TÜRLERİ
Edebi türler yada sanatsal türler de denilen bu türlerin kesin kuralları,kesin tanımları yoktur. Her sanat eseri kendi kurallarını getirir, böylelikle de şimdiye kadar saydığımız türlerden ayrılır. Bir başka ifadeyle, her sanat eseri tektir,yaratıcısının özgün bir ürünüdür. Sanat eserine bu açıdan bakıldığında, genellemelere sığdırılamaz. Bu yüzden anlatı türlerini çok kalın çizgilerle ele aldık. Ayrıca bunların hepsini sıralamak yerine,yaygın olan birkaçına değinmekle yetineceğiz. Bunlar hikaye ve romandır.

HİKAYE VE ROMAN

Her iki türün geleneksel tanımında birleşilen nokta, olmuş yada olması mümkün bulunan olayları anlatan türler oluşlarıdır. Bunu, gerçek yada hayal edilmiş bir evrene ait gerçeklik duygusunu uyandıran olayların anlatımıdır,diye genişletebiliriz. Hikaye ve roman tanımlarında bu ortak noktadan sonra, iki türü birbirinden ayıran özellikler kısaca şöyle sıralanabilir :
a. Romanlar uzun, hikayeler kısa anlatı türleridir.
b. Romanlarda kişiler ( karakterler ) çok, hikayelerde azdır.
c. Romanlar geniş bir zaman kesitinde geçerken, hikayelerde bu kesit dardır.
d. Romanlardaki karakterler genellikle çok yönlü, hikayelerdeki karakterler tek yönlüdürler.
Ancak bu özellikler bile hikaye ve romanı kesin çizgilerle birbirinden ayırmaya yetmez. Bu sayılan özellikler her iki türde de bulunabilir.

YAZIŞMA TÜRLERİ

MEKTUP

Başka bir yerde bulunan kişiye yada kuruma bir bilgi iletmek amacıyla yazılan yazılara mektup denir.
Mektubun diğer yazı türlerinden ayrı bir özelliği vardır. Herşeyden önce; bağımsızdır,ufukları alabildiğine geniştir,dar kalıplar ve kurallar içinde tanımlanamaz. Konuları oldukça bol ve sınırsızdır. Doğallığın ve içtenliğin en çekici belgesidir. Elbette ki herkese aynı içtenlikle mektup yazılmaz. Gönderdiğimiz kişi yada kurumla olan ilginin derecesine göre,mektubun hitap bölümünden,amaç,hatta sonuç bölümüne kadar değişen üslup özelliği vardır.
Mektup kişiliğimizin bir aynasıdır. Saygımız,sevgimiz,karakterimiz,inancımız,görüş ve düşüncelerimiz hatta kültürümüz mektubumuza yansır.
Basit bir yazı türü gibi görülmesine rağmen mektubun da kendine özgü bir düzeni,bir disiplini,bir planı vardır.
Mektup Yazarken Nelere Dikkat Edilmelidir?
· Mektup yazarken kullanacağımız kağıt ve zarf temiz olmalıdır. Bu basit ayrıntı karşımızdakine verdiğimiz değeri gösterir.
· Mektuptaki hitap,göndereceğimiz kişi yada kurum göz önünde bulundurularak seçilmelidir: Sevgili Kardeşim, Canım Kardeşim, Canım
· Babacığım, Aziz Dostum, Saygıdeğer Büyüğüm, Sayın Murat Bey, Sayın Genel Müdür…
· Mektupta daha sonra giriş ve amaç bölümüne geçilir. Bu bölümde mektubun niçin yazıldığı belirtilir.
· Sonuç bölümünde daha çok klişe sözlere yer verilerek, hoşa gidici bir dilekle mektup bitirilir ; sevgi ve saygılar sunar,esenlikler dilerim. gibi.
· Öfkeli anlarda kesinlikle mektup yazılmamalıdır.
· Mektupta kullanılan ağır ve kırıcı sözler, ileride pişmanlığa yol açabilir. Ancak, yazının kalıcı etkisi nedeniyle, yarattığı kırgınlık tümüyle unutulamaz.

· Mektup Türleri

Mektuplar, konularına ve yazanla yazılan arasındaki ilgiye göre üçe ayrılır :
1. Özel mektuplar
2. Resmi mektuplar
3. İş mektupları

Özel Mektuplar

Birbirine yakın, tanışık insanlar ve eş dost arasında yazılan mektuplardır.

Tebrikler

Bayramlarda, yılbaşlarında veya mutlu bir olay dolayısıyla karşı tarafa iyilik ve mutluluk dileklerinde bulunmak amacıyla yazılan kısa,öz ve içten mektuplardır. Bunlarda kağıt yerine daha çok basılı kartlar kullanılmaktadır.

Telgraf

Mektubun gecikebileceği ivedi durumlarda bildirilmesi gereken istek, olay ve haberleri, kısa ve öz olarak anlatan bir mektup türüdür. Telgrafta az ve öz ifade önemlidir.
§ Alacak olanın adı,soyadı ve açık adresi yazılır.
§ Telgraf çekmemize sebep olan konu,kısa ve öz olarak ifade belirtilir.
§ Sağ alt köşeye gönderenin adı ve soyadı yazılır.
§ Telgraf metninin altına bir çizgi çekilir. Bu çizginin altına gönderenin adresi yazılır. Bu bilgi,alıcının bulunmaması durumunda telgrafın iadesi için gereklidir. Ücrete tabi değildir.
Telgraf,bugün kullanım alanı yok denecek kadar az kalmış bir yazışma türüdür.

Resmi Mektuplar

Devlet dairelerinin kendi aralarında veya kişilerle devler daireleri arasında yazılan mektuplardır. Bu tür mektuplarda, konunun uzunluğuna göre tam veya yarım sayfa boyutunda çizgisiz,beyaz kağıtlar kullanılır. Anlatım ciddi ve ağırbaşlı olmalıdır. Konu dışında ayrıntılara ve özel isteklere yer verilmez. Konu en açık ve yalın biçimde ele alınır. Üst makam yetkilisi alt makamdakine yazdığı yazıyı �rica ederim�, alt makamdaki üst makamdakine �bilgilerinize saygıyla sunarım� veya �arz ederim� şeklinde bitirmelidir.
Resmi Yazışmalarda Dikkat Edilecek Noktalar :
· Kağıdın üst yanından iki santim aşağıda ve ortada olmak üzere yazının çıktığı dairenin adresi bulunur.
· Sağ üst köşeye tarih konur.
· Yazıya başlamadan,hangi tarih ve sayılı yazıya cevap olarak yazıldığı belirtilir.
· Yazının ilk paragrafında sorun veya konu ortaya konur.
· Gelişme paragraflarında,bizim konu hakkındaki görüşümüz belirtilir,bizden istenilen bilgiler verilir.
· Sonuç bölümünde,yazının gönderildiği makamın durumuna göre ( alt makam,üst makam ) yazı,rica yada sunu biçimlerinden biriyle bitirilir.
· Resmi yazıyı tamamlayan evraklar,metnin sol alt kısmına,sıra numarası verilerek belirtilir.
· Kağıdın sol en alt köşesine yazıyı daktilo edenle,konuyla ilgili bölüm şefinin ad ve soyadlarının ilk harfleri yazılır.

İş Mektupları

Ticaret ve endüstri kurumlarının birbirlerine ve kişilere, kişilerin bu kurumlara gönderdikleri mektuplara iş mektubu denir. İşyerleri bu mektuplarda, firma ismini taşıyan başlıklı ( antetli ) beyaz kağıtlar kullanırlar. Yazıda daktilo ( veya bilgisayar ) kullanmak yerleşmiş bir kuraldır. İş mektuplarında da konu kısa,öz olarak açık ve yalın bir anlatımla ele alınmalıdır. Resmi mektupların özellik ve yazılışlarını kavramış olmak bu tür mektup yazmada da büyük kolaylık sağlar.
İş Mektuplarının Yazılışında Uyulacak Kurallar :
· Ciddi bir anlatım kullanılmalı, kısa ve özlü bir anlatım yolu seçilmelidir.
· Her iş için ayrı bir mektup yazılmalıdır.
· Daktilo veya mavi mürekkepli dolma kalem kullanılmalıdır.
· Ele alınan konu hakkında amaca uygun açıklamalar yapılmalı, gerekli yerlerde teknik terimler kullanılmalıdır.
· İstekler yapmacıklığa kaçmadan ciddi bir hava içinde belirtilmeli, saygı bildiren kelimeler ölçülü şekilde kullanılmalıdır.
· Eğer yazılan iş mektubu, bir başka mektuba cevap niteliği taşıyorsa,bu, metnin başında �ilgi� bölümünde belirtilmelidir. Bunun için o mektubun tarihi ve numarasının yazılması yeterlidir.

DİLEKÇE

Bir dilekte yada şikayette bulunmak veya bilgi vermek amacıyla resmi makamlara sunulan tarihli,imzalı mektuptur.Kişiyi ve kamuyu ilgilendiren bir hakkın sağlanması, bir haksızlığın düzeltilmesi, kaldırılması için gerçek yahut tüzel kişilerce ilgili makamlara yazılan yazılara dilekçe denildiği gibi, �istida, arzuhal� de denir.
Dilekçe Yazımında Göz Önünde Bulundurulması Gereken Kurallar :
· Dilekçeler,konularına göre uzun veya kısa olabilir. Konular kısa v öz olarak belirtilir. Gereksiz ayrıntılara yer verilmez.
· Dilekçelerde ciddi, ağırbaşlı bir dil kullanılır. Anlatımın yalın ve duru olmasına özen gösterilir. Süslü,yapmacık,laubali bir ifadeden kesinlikle kaçınılmalıdır.
· Dilekçeler ; çizgisiz,beyaz dosya kağıdına daktiloyla veya dolmakalemle,okunaklı el yazısıyla yazılmalıdır.
· Dilekçe hangi kuruma veriliyorsa,bu makamın adı başa yazılır. Kurum adının sağ altına kurumun bulunduğu şehir adı yazılır.
· Konunun kısa bir özeti bu başlığın altına yazılır.
· Daha sonra konunun belirlendiği metin bölümüne geçilir. Bu bir şikayet dilekçesiyse,şikayet sağlam kanıtlara dayandırılmalıdır. Eğer iş isteme dilekçesiyse, öğrenim durumu,yaş,kısa bir özgeçmiş,kurumca aranan seçkin nitelikler açık seçik belirtilmelidir.
· Dilekçede bir durum belirtiliyorsa ,son cümle �Durumu bilgilerinize saygılarımla sunarım�, bir istek belirtiliyorsa �Gereğini izinlerinize saygılarımla sunarım� şeklinde olmalıdır.
· Dilekçe bitiminde sağ alt köşeye ad ve soyadı yazılmalı,imzalanmalıdır. Tarih,isim ve imzanın bir satır üstünde olabileceği gibi dilekçenin sağ üst köşesine de konulabilir.
· Sol alt köşeye açık adres yazılmalıdır.
Dilekçe, herkesin zaman zaman yazmak zorunda kalabileceği bir mektup türüdür. Dilekçenin ilk bakışta güven verici bir düzen içinde olması gerekir.