Two Worlds

Önceden yapılan açıklamalar, oyundan gösterilen bölümler ve ekran görüntüleri çok şeyler vaat ediyordu. Bir rol oyunu olarak, Oblivion ve Gothic 3’ü gerçekten de alt edip edemeyeceğini ortaya çıkarmak üzere “Two Worlds”u sizin için test ettik.

Savaşlar ve adam kaçırma.

Antaloor, savaş tanrısı Aziraal’ın tanrıların 300 yıllık anlaşmasını bozarak kendi başına buyruk hareket ederek neden olduğu kargaşanın henüz farkında değildi. Bu tanrı, orc ordularını toplayarak uygar dünyaya karşı kanlı bir savaşa sürükledi. Tüm bu olayları ortasında, kahramanımızın kız kardeşi Kira gizli bir tarikat tarafından kaçırılmıştı. İsimsiz kahramanımız kız kardeşini bulmak umuduyla aylar boyunca amaçsızca ülke ülke dolaşır. Tek ümidi kız kardeşini tekrar bulmaktır.

Paranızın karşılığını alacaksınız


“Two Worlds” ilk olumlu notunu ambalaj tasarımı ve içeriği ile aldı. Normal sürümü, kitaplığınıza sığacak ve şık duracak bir ambalaj içinde satın alabilirsiniz. Hoş CD kutusunun yanı sıra oyunla birlikte verilen iki taraflı kuşe baskı poster de cabası. Posterin bir yüzünde oyun dünyasında size yol gösterecek bir harita, diğer yüzünde ise Kira’nın çekici bir resmi bulunmakta. Hangi tarafı asacağınıza karar vermeniz güç olacak ;) “Royal sürümü” satın alırsanız, oyunda gördüğünüz “Kilgorin” kılıcı şeklinde bir zarf açacağınız, oyun müziklerini içeren bir bonus DVD’niz, “kılavuz” dokümanlarına, arka plan resmine ve bir internet kitine, bir Two Worlds tişörtüne ve bir iskambil destesine (55 kağıt) sahip olacaksınız.

Haydi macera başlasın

Oyunumuz Thalmont’ta Komorin köyünde başlıyor. Aylar sonra kız kardeşimiz Kira’nın yaşadığına dair ilk işaret olarak isimsiz bir mektup alıyoruz. Tahmin edileceği gibi hemen Komorin’e ulaşmak amacıyla yola koyuluyoruz. Buraya vardığımızda, başlangıç macerası tamamlanıyor ve asıl oyun hikayesi başlıyor.
Kısa süre içinde, Kira’yı Reist Tungard adındaki lideri tarafından yönetilen gizli bir örgütün kaçırdığı ortaya çıkıyor. Rehinenin serbest bırakılması için tarikat tarafından verilen görevi tamamlamamız gerekiyor. Kız kardeşimizin belli olmayan bir nedenle kaçırılmış olması nedeniyle kendini suçlu hisseden, tarikatın bizim adımıza çalışan bir üyesi (Gandohar) bize oyunun devamında yararlı olabilecek önemli bilgiler veriyor, hatta Kira ile kısa bir görüşme yapmamıza izin veriyor.

Maceralara = hayal kırıklığı artı tutku


Başlangıçta hikaye tam olarak anlaşılmasa dahi, kendimizi oyuna kaptırmamızı sağlayacak bazı ip uçları veriyor. Yan maceralar ile ana hikaye arasında akıllıca bir bağlantı kurulmuş, bunlar karakterlerin geçmişi ve Antaloor’daki yaşam hakkında güzel bilgi veriyor. Ancak, ana maceraların yanı sıra Two Worlds oyununda “x’e ait 10 parça bul” veya “x eşkıyasını öldür” gibi zorunlu maceralar da bulunuyor. Maalesef macera günlüğü biraz kafa karıştırıcı, insan yeni macera seçerken bir daha bir kez daha düşünüyor. Örneğin, tamamlanmış maceraları macera günlüğünden silmek veya en azından bunları gizlemek mümkün değil. Ayrıca, kabul edilmiş tüm maceralar doğrudan harita üzerinde görüntüleniyor. Diğer taraftan, oyunun akışını sıkı sıkıya takip etmeden dünyayı keşfe çıkma imkanı verilmesi oyuncular açısından olumlu, çünkü bu şekilde bir macerayı tamamlayabileceğiniz bir yere vardığınızı fark ediyorsunuz. Öte yandan bu oyunu düzenli bir şekilde takip etmeyi sevenler için daha rahatsız edici, çünkü kabul ettiğiniz macera için nereye gitmeniz gerektiği mini haritada gösterilmiyor.

Karakterim nasıl seviye atlıyor?

Two Worlds oyununda gerçekten hoşumuza giden karakterin seviye gelişimi. Başka oyunlarda karakterin seviyesi hıza bağlı olarak gelişiyor, Two Worlds bunun yönetimini bize bırakıyor. Aynı şekilde, ileride oynayacağınız rol oyunlarında Two Worlds oyunun sihirli güç defteri ile etkileşim mümkün olacak. Ana görevdeki 3 slota ek olarak, her bir görevde “yükseltici” olarak nitelenen üç slot daha bulunuyor. Bunlar ana görevle birlikte sizin öznitelikleriniz üzerinde etkili oluyorlar. Bu yolla iki yükseltici ile birlikte sihirli ateş gücünüz çok daha etkili bir hale geliyor. Sihirli ateş gücü + kudret besini yükselticisi (kudret besini tüketimi %20 oranında azaltıyor) + sihirli güç yükselticisi (sihirli gücün etkinlik seviyesini 2 kademe yükseltiyor). As a result no limits are set on your individuality.

Gecenin bu geç saatinde rüzgarın eşliğinde ata binen kim biner …

Umarız kimse, çünkü böyle yaparsanız “Two Worlds” oyununda çok puan kaybedersiniz. Aşağıdaki alıntı oyunun kılavuzuna ait: “Klavye üzerinden girilen komutlar doğrudan ata değil (gerçek hayatta olduğu gibi) biniciye yani oyun karakterinize gönderilir. Örneğin, eğer ileri hareket için [W] tuşuna basarsanız oyun karakteriniz bu komutu bindiği ata iletir, hayvan da buna göre hareket eder. Bu nedenle hareketleri küçük bir gecikme ile gerçekleşir.” Bu fikir olarak gerçekten de iyi - ancak uygulamada maalesef oldukça saçma. At klavye konutlarına asla doğru olarak yanıt vermiyor (yüksek bir binicilik beceri seviyesinde olsanız dahi). Ayrıca, bunlar çevredeki cisimlere çarptığında (ne at sırtında ne de yaya olarak) hiçbir çarpışma tepkisi görülmüyor. Test sırasında başımıza sık sık gelen olay, at dört nala koşarken ağaca çarptığımızda (bu kısmen yön bulma sorunundan kısmen de oyunu test eden kişinin dengesizliğinden ;) kaynaklandı) at inleyerek hiçbir animasyon olmaksızın aniden durdu. Oyun kılavuzunda övgüyle bahsedilen “atı çağır” fonksiyonu bazı alanlarda hiç çalışmıyor. Oyun kılavuzundan bir alıntı daha: “… atınızı özel bir ıslıkla çağırabilirsiniz yaklaşık 100 metrelik bir uzaklıktan çağırabilirsiniz. Sadece [H] butonuna basmanız yeterlidir atınız yanınıza gelmek üzere harekete geçer. Bu çevre koşullarına bağlı olarak belirli bir süre alabilir”. Testlerimizde at, ne yaklaşık 80 metreden ne de 30 metre yakından bu ıslığa hiç tınmadı bile.

Nasıl 40 düşman öldürülür?

Gothic 3 veya Oblivion gibi oyunlarda canavarlarla yapılan dövüşler gerçekten yorucudur (çünkü canavarların gücü genel olarak oyun karakterinin bulunduğu seviyesine yakındır). Two Worlds oyununda ise durum böyle değil. Birincisi, canavarlar başlangıç seviyesinde kalıyorlar (yani 20. seviyede kurtların işini kolaylıkla bitirebilirsiniz), ikincisi pratik “kaçma” ve “pis hile” fonksiyonları (dövüşlerin aşırı hareketli olmasına rağmen bunları olumlu buluyoruz) ve üçüncüsü rakiplerimiz hiç de zeki değiller. Rakiplerinizi yenebilmek için, 30-40 düşmanı kolaylıkla alt edebileceğiniz kudret besini veya yeniden doğuş noktalarına doğru çekerek kolaylıkla tuzağa düşürebilirsiniz. Sihirli ateş gücü, iksir, saldır, sihirli ateş gücü, iksir … Yukarıdaki “kaçma” ve “pis hile” fonksiyonları (düşmanın gözüne toz atarak kısa bir süre için hareket kabiliyetini durdurma) taktiğini uygulayarak az sayıda karşı saldırıyı savuşturabiliyoruz. Bunu yaparken en olumlu bulduğumuz nokta ise, Two Worlds ekranında görüntülenen iki işaret oldu (gözler açık, gözler kapalı), bunlar bir düşmanı etkisiz hale getirip getirmediğimizi gösteriyorlar.

Two Worlds dünyası

Oyun dünyasının atmosferi, Oblivion ve Gothic 3 seviyesine asla ulaşamıyor. Şehirlerin dışındaki dünyada bir çok farklı hayvan türü yaşıyor, ancak bazı gerçekçi olmayan durumlar da yok değil, elli metrede bir sürekli beşerli gruplar halinde kurtlar ile karşılaşıyoruz. Diğer yandan, o gün içinde öldürülmüş olan düşmanların geceleri hayalet olarak dolaşması fikrinin hiç de yaratıcı olmadığını düşünüyoruz. Bunun yanı sıra, şehir,köy ve banliyölerde birçok insan yaşamasına rağmen bunlar hiç de çalışıyormuş gibi durmuyorlar.

Grafikler ve Sesler

Two Worlds oyununun grafikleri hem iyi hem kötü. Bir yanda, muhteşem bir bitki örtüsü ve eşsiz bir manzara var, ses efektleri ve mimari harika görünüyor. Antaloor’un simetrik ve engebeli yapısı burayı güzel ve gerçekçi bir dünya haline getiriyor. Motion capturing teknolojisi ile kaydedilmiş hareket animasyonları akıcı ve gerçekçi görünüyorlar. Ancak “Reality Pump” tekniğini geliştirenler yüz animasyonlarında başarısızlar. Yüz animasyonlar Gothic 1 zamanında yapılanlara benziyor. Ayrıca, harita üzerindeki farklı unsurların birbirleriyle çarpışma tepkileri tam bir felaket.
Kişilerin eşzamanlı hareketi tam olarak sağlanamamış ve amacına hizmet etmiyor. Gandohar’ın sesi, örneğin oturaklı ve gizemliden çok zoraki bir tonda çıkıyor. Bu durum, oyun karakterinizin öldükten sonra yeniden doğuş noktasında “işte geri geldim” nidası ile daha da belirginleşiyor. Bunlar tümüyle gülünç ve zoraki bir izlenim uyandırıyor.

MS

Kaynak:GamesRapidShare

your ads here (468x60) - after 1st post.

Tomb Raider Anniversary

On bir yıldan beri yedi etkileyici oyun dizisi boyunca bu kız oradan oraya atladı, zıpladı, tırmandı ve ateş etti. 1996 yılının Kasım ayında piyasaya çıkan Tomb Raider, bilgisayar oyunları dünyası için bir devrim oldu. Daha önce hiçbir modelin animasyonları böyle ayrıntılı, dokular bu denli berrak değildi …… o dönemde tabii. Cesur Lara Croft şimdi ekranlara İLK macerası ile dönüyor. Doğum günün kutlu olsun LARA.

Doğum günü hediyesi olarak bir estetik operasyonu

Ve işte karşınızda. Her gün antrenman yapmak, ileri yaşlarda bile çevikliği arttırır. Bu, tecrübeli Lara Croft’un “son” macerasında kanıtladı. İlk Tomb Raider ile karşılaştırıldığında, artık o bir dolu yeni hareket, silah ve gerece sahip. Vücut hatları da önemli ölçüde değişmiş. Hem yaşlanıp hem de on yıl önceki gibi görünmeyi nasıl beceriyorsunuz Allah aşkına?

Çok basit. İlk Tomb Raider’deki oyun hikayesinden ve seviyelerde bolca alınır, bunlara son Tomb Raider’in grafik motoru eklenir ve bunların tümü bir DVD olarak bir araya getirilir. Sonra elde edilen bu ürün Tomb Raider adı altında satışa sunulur: Anniversary

1:1 Aynı yemek ısıtılıp önümüze mi kondu?

Eğer Tomb Raider: Anniversary oyununun, ilk Tomb Raider’in doyurucu olmayan şişirme bir kopyası olmasını bekliyorsanız, bir sürprizle karşılaşmaya hazır olun. Oyun önemli ölçüde değiştirilmiş. Daha önce de söylediğimiz gibi, Lara’nın birkaç yeni hareketi var. Bunları daha önce Tomb Raider: Legend oyununda görmüş olabilirsiniz, ancak Lara’yı yeniden keşfetmenin şevkiyle farklı seviyelerde oynatmak kesinlikle zevkli olacak. Seviyelerdeki grafikler ve oyun oynama tarzı da elden geçirilmiş. Geçiş bulmacaları da Lara’nın hareketlerine göre ayarlanmış. Bunun tekrarlayan nostaljik bir etki yaratmasına rağmen, oyun eski Tomb Raider oyuncularına sıkıcı gelmeyecektir.

Ancak bu oyundaki en büyük yenilik, Lara’nın Tomb Raider Legend oyunundan aldığı manyetik kavrama kancası. Lara bunu kullanarak uçurumların üzerinden geçebiliyor veya duvarların üzerinden kısa bir süre içinde atlayabiliyor.

Adrenalin hareketleri de yeni. Ancak bu gerçekte sadece orta seviyede düşmanlara karşı kullanılabiliyor. Hareketler, ateş edip düşmanı “kızdırarak” aktive edilebiliyor. Eğer “kızgınlık göstergesi” dolu ise, düşman düşünmeden hemen Lara’ya saldırıyor. Bu kısa süre içinde, ekranı hoş bir buğu efekti kaplıyor ve Lara “yuvarlan” tuşu ile düşmandan kurtulabiliyor. Düşmanların üzerinde beliren iki haç işareti birbirine doğru yaklaşmaya başlıyor. Bunlar üst üste geldiğinde ateş tuşuna basarak karşıdakinin kafasını uçurabiliyor. Kumandalar karmaşık görünüyor, ancak iki üç kez yanlış yapınca öğreniliyor.

Güzel: Bazı sahnelerde oyuna ara veriliyor, buralarda Fahrenheit, Resident Evil benzeri oyunlarda olduğu gibi yön tuşlarına basarak araya girmeniz gerekiyor.

Görüntüde çeşitliliğin modası geçti

Sanırız, oyun geliştiricileri Crystal Dynamics (Tomb Raider: Legend) böyle düşünüyor. Bunun sonucunda, farklı seviyelerde muhteşem Legend grafik motoru sayesinde görüntü pırıl pırıl (Next-Gen efektleri olmadan), ancak genel olarak baktığınızda oldukça tekdüze, donuk görünüyor. Burada düzeltilmesi gereken çok şey var. Neredeyse tüm oyun mağaralar ve harabeler içinde geçiyor. Düşman tipleri de, gerçek bir yenilik katılmadan, geliştirilmeden orijinal oyundan aynen transfer edilmiş. Aynı durum geçerli - çeşitlilik az.

Zorluk derecesi

Bilmeceler kısmen yeniden oluşturulmuş, zorluk derecesi bir miktar artmış. Zorluk derecesi arttıkça, oyun hızla daha yüksek beceri seviye gerektirmeye başlasa da, adil olmaya ve motive etmeye devam ediyor. Başlangıçta oldukça zorlu (belirli atlama ve tırmanma zamanları) görünse de, bir süre sonra alışılıyor ve hatta sıkıcı olmaya başlıyor. 20 saatlik eğlendirici oyun zamanı ile Tomb Raider: Anniversary paranızın karşılığını veriyor.

Grafikler ve Sesler

Teknik olarak, Tomb Raider: Anniversary oyunun temeli - (sinir bozucu) Next-Gen efektleri hariç - aynı Legend’de olduğu gibi grafik motoruna dayanıyor. Bu, tümüyle yumuşak bir şekilde hareket edilmesini hiç engellemiyor, hatta bu muhteşem grafikler ayrıca Lara’ya hak ettiği güzel dış görüntüyü sağlamış.

Sesler ne yazık ki sadece stereo olarak duyulabiliyor, ancak bu pek de önemli değil çünkü Tomb Raider’in zaten pek sesi çıkmıyor. Çevre ses ortamı ise harika edici. Senkronizasyon çok başarılı ve karakterleri inandırıcı ve canlı kılmış.

MS

Kaynak:GamesRapidShare

The Witcher

Çetin bir cevizi nereden anlarsınız? Kırması zordur, dıştan sert olduğu izlenimini verir fakat içi genellikle yumuşak ve lezzetlidir. Sert bir cevizi tek bir vuruşla kırmak genellikle zordur. Yoğun baskıya dayanabilir ve en azimli ceviz kırıcı için bile hayatı zorlaştırabilir. Bu, The Witcher oyununda ve onun başkahramanı Geralt için de böyledir. Oyun, bir fırtınayla başlar ve bu fırtına çetin cevizleri ayaklarınızın önüne getirir.

Önce, gururla yazılmış ve hemen oyunun kahramanını gösteren tanıtım çıkıyor karşımıza. Neredeyse acı veren bir soğukkanlılıkla Geralt’ı görüyoruz. Fakat bu, bir şekilde mutluluk veren bir acı. Sonunda yumrukların havada uçuştuğu bir yerde işinin ustası bir gencin rolüne bürünüyorsunuz. Sinema şeklindeki kısa bir girişten sonra, kendinizi bir kalede buluyorsunuz. Geralt görünüşe göre buradaki herkesi tanımaktadır ve hemen bir görev ortamı oluşuverir. Fakat saygın büyücü gizemli bir olayda hafızasını kaybetmiştir. Ancak oyunun en başından itibaren olaylara dahil olduğunuz için bu, hiçbir şekilde kendinizi güvende hissetmemenize neden olmaz.

Geralt, dehşet verici bir adamdır. Ancak bu büyücülük güçleri olmasından ziyade hiçbir şeyin ona ulaşmasına izin vermediği içindir. Her kimle karşılaşırsa karşılaşsın, savrulan tehditler lastik top gibi ona çarpıp geri döner. Geralt, sakin bir şekilde bunların alır ve geri fırlatır. Lortlarla Cadıları avlamak faydasızdır; sıra dövüşmeye gelince kılıcını nasıl kullanacağını çok iyi bilir. Doğru bir zamanlama ile ustaca manevralarda bulunur ve hızla her düşmanının kellesini alır. Karşısına çıkan insanlar için çelik kılıçları kullanırken gümüş bıçaklar canavarlara daha uygundur. Zırhlı, hızlı veya kalabalık rakiplerden korunmak için üç farklı dövüş şekli seçilebilir. Bazen de kahramanımız tepki vermede geciktiğinde, saldırı başlar. Bir boğuşma sonucunda olaylar durma noktasına gelebilir. Fakat olağanüstü dövüşler başladığında, görmeye değer bir eğlence başlar.

Beyaz saçlı kahramanımız doğuştan kendini nasıl koruyacağını bilir. Bir büyücü olarak doğduğu için aynı zamanda etrafına da sihirli güçler saçar. Arkasındaki rakiplerinin üzerine nasıl ateş göndereceğini yada sevimsiz düşmanlarını nasıl geri püskürteceğini çok iyi bilir. Bu, çok az gereken bir yetenek değil tabi ki. The Witcher’ın dünyasında, her tarafta ayak takımı döküntü tipler vardır. Bunlardan bazıları, aniden bataklıklardan ya da gecenin karanlığından çıkıveren her çeşit mistik yaratıkları içerir. Bu yaratıklar ölmüş her türlü malzemeyi arkalarında bırakırlar ve bu atıklar bir çeşit küçük eşya yığını halini alabilirler. Ayrıca menüde yaratıklarla ilgili açıklamalar, iksir formülleri, bir sözlük, karakter profilleri ve diğer özellikler bulunmaktadır.

Bir canavarı yok ettiğinizde, program hemen bir meditasyon öneriyor. İsterseniz bir ateşin arkasında, yağan yağmur altında, isterseniz de rahat bir otelin şöminesinin yanında, istediğiniz her yerde meditasyon yapabilirsiniz. Bu şekilde topladığınız tecrübe puanlarını farklı yetenekler ve özelliklere dağıtabilirsiniz. Etrafını harabeye çeviren bir kılıç ustası mı olmak istiyorsunuz ya da şifalı bitkiler toplama sanatını öğrenmeyi mi tercih edersiniz? Bir miktar içecek, ilaç yada benzeri şeyler hazırlamak istediğinizde ikincisi çok işinize yarayacaktır. Geralt’ın tercih ettiği tedavi şekli ise çarşafların altında çeşitli maceralara girişeceği bir kadının ona eşlik etmesidir. Fakat bu ne tecrübe puanınızı arttırır ne de yeteneklerinizi geliştirir. Ancak poker oynayıp tartışarak barda geçirilen bir geceyi sona erdirmek için sekten daha iyi ne olabilir?

Geralt, kadınlar arasında popüler birisidir, ancak kadınlarla yaptığı konuşmalar genellikle kabadır. Bazı konuşmalar konu dışına çıkarak tamamen önemsiz bir hal alabiliyor. Örneğin bir tüccar ile yapılan bir sohbette, tüccar büyükbabasının ölümünden bahsederken Geralt’ın “Huzur içinde yatsın” sözü ile konuşma sona eriyor. Tüccar ise buna hemen “Ne …?, Hey!?” şeklinde cevap veriyor. Bu diyaloglarda genellikle yüz ifadelerinin animasyon eksiklikleri vardır ve bazı konuşmalar pek sarmaz. Sürekli görülen karakter modellerinin kopyalanmış varyasyonları bu durumları hemen kavramanıza yardımcı olmaz. Fakat seçilen cevaplar ve sorular, konuşulan kişinin davranışında belirleyici olur. Eğer karşılaştığınız birisinin kötü bir şeyler yapacağına dair kanıtlanmamış şüpheleriniz varsa bu kişiler size soğuk davranacaktır. Fakat insanlara iyi niyetle yaklaşırsanız, bu gerçeği ortaya çıkarmanızda size bir miktar bilgi verebilir.

İçerdiği maceralar düşünüldüğünde The Witcher farklı seçenekler sunan zengin bir oyundur. Birkaç kadın avcısını biraz dövmek harabeye dönmüş taşların kor gibi parlamasını sağlar ya da nefret edilen “Salamandra” ile yapacağınız özel anlaşmalarınızı belirler. Çim kaplı yollardaki engelleri ortadan kaldırabilir, adım atacağınız yer ile ilgili şüpheye düştüğünüzde bunları deneyebilirsiniz. Bundan en fazla ayakkabılarınız zarar görecektir. Büyücü, güçlü bacakları sayesinde bir kasabadan diğerine ileri geri koşar. Işınlanma? Bunlar yoğun bir şekilde savunulur. Peki hızlı yolculuk mümkün müdür? Hayır. Tüm mesafeyi yürüyerek gitmek istemeseniz de maalesef başka seçeceğiniz yoktur…

Her ne kadar yürümek bazen sinirlerinize dokunsa da, görmeniz gereken daha çok şey var. Kendinizi sık sık hoşça tasarlanmış ortamlarda bulacaksınız. Hafifçe esen bir meltemde ya da ay ışığının ürkütücü atmosferi aydınlattığı bir ortamda yapraklar havada uçuşur ve burada, su üzerinde dalgaların ve yansımalar eşliğinde, gün doğuşunda gölün kenarında meditasyon yerini seçebilirsiniz. Oyunda, herhangi bir inşaat mühendisini bile kıskandıracak güzellikteki kaleleri ve saz tavuğu seslerinin geldiği bataklıkları da görebilirsiniz. Ancak The Witcher oyununda, yanlış gölgelendirmelerin ya da klip hatalarının dışında bazı grafik hataları da vardır. Her şey, orkestra eşliğinde klasik rol oynamayla vurgulanır. Ses kalitesi, her ne kadar sesler belirgin olmasa da ve bazen de boğuk olmalarına rağmen yine de iyidir. Sesin iyi yanı ise sizi sinirlendirmemesidir.

EB

Kaynak:GamesRapidShare

The Stalin Subway 2 Red Veil

Red Veil gibi bir oyuna nasıl bir giriş yazacağımı düşünerek çok fazla zaman geçirdim. Sonunda, zorlama bir giriş yazmak yerine, doğrudan rapora geçmeye karar verdim.

Dış görünümü erkeksi olan, geniş omuzlu Lena, Stalin’e suikast denemesinin ardından hayati önem taşıyan bilgilerle kaybolan arkadaşı Gleb’i arıyor. Konunun özeti bu. Güzel ve hoş. Ama benim aklımda kalan soru Subway 2’nin bunun ötesinde bir şey olmak isteyip istemediği? Aslında istemiyor. Subway 2 önceki versiyon gibi olmak istiyor, sade, doğrudan bir shooter oyun. Hikayenin tarihi temelinden dolayı, ara sekansları atlamak oyunun ciddiyetine zarar vermezdi. Almanca altyazılarla İngilizce senkronizasyon da gerçekten etkileyici değil; bazı ana karakterler çok tuhaf gülüyor.

Ana konuya dönecek olursak. Subway 2’nin ilk dakikalarını gerçekten zorlayıcı bulduğumu itiraf etmeliyim. “Basit” ortamlarda bile Lena hayat enerjisini çok hızlı kaybetmekle kalmıyor, aynı zamanda oyuncunun vurulup vurulmadığını anlaması da o kadar kolay olmuyor. Oyunu geliştirenler vurulduğunuzu belirten kırmızı renkli ekran veya puslanma etkisini ihmal etmişler. Bu nedenle birkaç salvonun ardından kendinizi korumanız ve bir sonraki hareketinizi planlarken bir gözünüzün silah ekranında olması gerekiyor. Bu başta taktik gibi ve gerçekçi geliyor ama gerçekte hızlı bir şekilde sinir bozuyor. Saklandığınız yerden dışarı adım atıp var olmayan yapay zekayla ateş ettiğinizde, rakibinizin kafasına tam isabet eden üç atışın bile onu yere sermemesi de sinir bozucu. Ancak bunun nedeni yanlış hedef puanları değil (kısa mesafelerde, kafadan vurma normal etkiye sahip) asıl nedeni “gerçekçi” balistik. Bu sadece editörümüzün görüşü.

Stalin Subway 2 - Red Veil başka açılardan da eksiklere sahip. Oyuna alıştıktan kısa süre sonra oyundan aldığınız keyif hemen kayboluyor. Bir noktada araçsız dört tekerleğin üzerinize yuvarlanmasına şaşırmamalısınız. Veya Molotof kokteylleri önünüzde suyun altında şiddetli bir şekilde yandığında. Veya görüş alanınızda olmasalar bile kötü adamlar size ateş ettiğinde. Veya geç kahramanımız istasyon platformu üzerinde güvenli bir yere çıkmak için yeterli zamana sahipken, Lena’nın bir yer altı metrosunun altında kaldığını gördüğünüzde şaşırmamalısınız. Bu şok edici. Veya alevler içindeki bir kötü adam, oldukça sıcak elbiselerini fark etmeyip, pişmiş bir şekilde yere düşene kadar size ateş etmeye devam ettiğinizde. Modern shooter oyunları artık bu tür hatalar barındırmıyor.

Grafiksel açıdansa Red Veil tam aksine çift ağızlı bir kılıç. Bir yandan Moskova’nın Kızıl Meydanı muhteşem yapılmış. O kadar güzel ki, neredeyse saldıran Ruslara ateş etmeyi unutuyordum. Güzel ayrıntılar, benzersiz bir sıkıcılıkla baş başa. Çarpıcı aydınlatmalı, güzel dokulu bir yoldan giderken, bir sonraki adımda kendinizi 15 dakika önce gördüğünüz aynı sıkıcı odada buluyorsunuz. Red Veil’de geri dönüşümün yoğun kullanıldığı açık. Aksine, metronun eski planlarından geliştiriciler tarafından 1:1 ölçeğinde geliştirilen seviye mimarisi çarpıcı. Dokular her zaman çekici olmasa da, metronun ve Kızıl Meydanın mimarisi büyük sevgiyle oluşturulmuş – programa en kısa bakıştan bile bu anlaşılıyor.

MK

Kaynak:GamesRapidShare

Timeshift

Kaç kere zamanı geriye alıp geçmişi değiştirebilmeyi istemişimdir? Olmuş bir şeyi hiç olmamış gibi göstermek. Bir durumu, tekrar en baştan, ancak şimdi sahip olduğum bilgi ve bilinçle donanmış olarak yaşamak. Ya da zaman makinası veya buna benzer bir şeyi kullanabilmek. TimeShift ile bu mümkün. Zamanı durdurmak mı istiyorsunuz? Hiç sorun değil. Zamanı geri döndürmek? Çocuk oyuncağı! Ya, Max Payne tarzı ağır çekim modu? Ne zaman isterseniz!

TimeShift. Zamanda yolculuk… Kendimi aynen böyle, zaman içinde geçmişe yolculuk yapmış gibi hissediyorum. “Neden?” diye sorabilirsiniz. Nedeni gayet basit: TimeShift, özellikle ilk birkaç saat içinde büyük bir potansiyeli ziyan ediyor. TimeShift’i gerçekten de dört gözle bekliyordum. Tanıtım filmini tekrar tekrar seyrettim. Sonunda birileri tekrar, yenilikçi bir atış oyunu yaratmış! Tabii ki, Max Payne ve Dedektif Tequila sayesinde ağır çekim moduyla tanıştık, ama, oyununda zamanı geriye döndürmek? Hem de birinci şahıs bakış açılı ateş etme oyununda. Ya da zamanı durdurup, şaşkına dönen düşmanınızın silahını elinden çekip alabilmek? Daha önce işlenmemiş basit bir kavram ve dolayısıyla da harika bir fikir.

İlginçtir ki, aslında gerçekten iyi olan bu fikirler, TimeShift’te vasat bir silahlı çatışmanın ortasında kaybolup gitmeyi başarmış. Düşmanınızın silahını elinden çalmak için “zamanı durdurabilme” özelliği de, bunu birkaç kez yaptıktan sonra, artık çekiciliğini kaybediyor. Bilgisayar yapımı kötü adamlar şaşkın bakakalıyor, hatta “Silahım nerede?” ya da “Ne oldu?” gibisinden sorular soruyorlar. Yine de, zamanı durdurma yerine “zamanı yavaşlatma” modunu ağırlıklı olarak kullanmak en iyi seçenek olarak karşımıza çıkıyor, çünkü düşmanları dijital cehenneme bu modla daha çabuk gönderebiliyorsunuz.

Oyunun ilk altmış dakikası içinde karşınıza çıkan bulmacalar oldukça güzel sunulmuş ve fazla zahmet vermiyorlar; ancak gereğinden fazla tekrarlanıyorlar, ve yapay zekalı kötü adamların I.Q. (zeka katsayısı) seviyesi de bekleneni pek vermiyor. Bu tipler çoğu zaman, doğru çizgi üzerinde ileri hareket ediyorlar ve size en kestirme yoldan ulaşmaya çalışıyorlar. Yine de oyunun ümit veren bir özelliği de var. Eğer “zamanı durdurma” modu ile bir düşmandan yakanızı kurtarıp onu alt etmeyi başarırsanız, sağ kalan meslektaşları şaşkın bir şekilde birbirlerine bakıp, “Ha?… Ne, nasıl?” gibi laflar ediyorlar. Ancak sonra nasıl oluyorsa, nerede olduğunuzu bilmedikleri halde, saklandığınız noktaya doğru ateş açmaya başlıyorlar. TimeShift, tüm bunlara rağmen, atış oyunları türünün kıdemli oyuncularına meydan okumayı başarıyor. Özellikle de ileri seviyelerde, artan düşman sayısı oyunu bayağı zorlaştırabiliyor.

Oyunun anlatmaya çalıştığı bir hikaye bile var, ama çok başarılı değil. Ekrana yansıtılan hikaye parçacıkları, kendinizi nasıl olup da birdenbire alternatif bir zaman çizgisinde ve Dr. Krone’u ararken bulduğunuza ve onun yüzlerce adamını neden öldürmek zorunda olduğunuza, bir açıklık getirmiyor.

Bu kadar eleştiri yeter. TimeShift’in olumlu özellikleri de yok değil. Oyun, yarıya doğru vasatlıktan bir nebze olsa da kurtuluyor ve ilginç hale gelmeye başlıyor. Aniden bulmacaların zorluk derecesi artıyor ve alıştığınız saldırgan kötü adam silsilesine farklı özel düşmanlar ekleniyor. Bu oyunda çeşitlilik söz konusu. TimeShift’te, donuk ve kasvetli iç mekanlardan, kar manzaralı dış mekanlara; havaya uçan yük treninden, savunmaya çalıştığınız zepline kadar her şey var. Bu ve buna ek olarak, en son teknolojiye sahip olmayan bir bilgisayarda bile izlenebilen, etkileyici görsel efektler, TimeShift’i, sıkıcı atış oyunu listesinde yer almaktan kurtarıyor. Ben, şahsen, ileri düzeydeki ışık ve hava efektlerinden çok etkilendiğimi söyleyebilirim.

MS

Kaynak:GamesRapidShare

Richard Garriott’s Tabula Rasa

Oyun geçtiğimiz Cuma günü piyasaya çıktı. Sonunda herkes tanışabilecek bu oyunla. Richard Garriott’un Tabula Rasa’sı, Lord British’in bizzat kendisi tarafından yaratılmış bir MMORPG, yani ağırlıklı olarak internet üzerinden oynanan çok oyunculu bir rol yapma oyunu. Oyun çıkmadan önce yayınladığımız yazıdan da hatırlayacağınız gibi, bu oyun fazlasıyla yenilik dolu. Ancak, oyun dünyası bir anda bu kadar çok yeniliği kaldırmaya hazır mı acaba? Bence hazır.

World of Warcraft veya Lord of the Rings Online gibi orta çağ fantazi oyunlarının kendi çaplarında bir cazibeye sahip olduklarını herkes biliyor. Elfler ve cüceler birbirleriyle, baltalar, kılıçlar ve harman dövenleri (flail) kullanarak savaşıyorlar. Bazıları bundan hoşlanıyor, diğerleri ise hoşlanmayabiliyor. Üçüncü bir grup var ki, bunlar artık bıkmışlar bu tür oyunlardan. MMORPG tür oyunlarda, müdavim oyuncularla oynayabileceğiniz orta çağ fantazi türü OLMAYAN oyun sayısı çok az. Star Wars Galaxy veya Matrix Online sunucularında, World of Warcraft odalarındaki kadar müdavim oyuncu bulmak zor. Tabula Rasa bu durumu kökten değiştirmek istiyor. Richard Garriott’un eseri bu oyunun, kasvetli bir bilim kurgu senaryosuna uygulanması kararı da bu yüzden oldukça mantıklı geliyor. Bane adında, çirkin bir uzaylı ırk dünyayı istila ediyor. Canını kurtaran insanlar ise “solucandeliğinden ışınlanarak” farklı gezegenlere kaçıyorlar, ancak Bane’ler onların peşini bırakmıyorlar. İnsanların (ve oyuncunun) amacı, Bane’lere karşı mücadele etmek ve dünyayı yeniden ele geçirmek niyetiyle yerleştikleri bu yeni gezegenleri savunmak.

Her bir oyuncunun oyuna aynı şartlarda başlamasını sağlamak amacıyla, Tabula Rasa’da karakter yaratılırken sınıf seçeneği bulunmuyor. Bu seçenek, ancak oyunun ilerleyen aşamalarında veriliyor. Karakterinizin alacağı eğitim hakkında, ancak seviye 5 ve sonrasında karar verebiliyorsunuz. Bir asker mi yoksa uzman mı olacağınızı bundan sonra seçebiliyorsunuz. Bu seçenek, seviye 15 ve sonrasında daha da uzmanlaşmayı sağlıyor. Tabula Rasa, karakteri istenen seviyeye getirmek için gereken uzun ve zorlu süreçten geçmesine gerek kalmadan, tüm sınıfları deneyebilmenize imkân vermek amacıyla, oyun karakterlerinizi klonlama seçeneği sunuyor. Hiyerarşik sınıf sisteminde yukarı doğru her bir hareket size bir klon puanı kazandırıyor, bununla sunucu üzerinde karakterinizin bir klonunu yaratabiliyorsunuz. Bu klon ile, ikinci karakterinizi yarattığınız noktadan itibaren oynamaya devam edebiliyorsunuz. Karakterin adı yine aynı kalıyor, doğal olarak. Adlandırma konusu açılmışken, Tabula Rasa’da ilginç çarpıcı bir özellik var, bu hem sizler için, hem de MMORPG müdavimleri için bir yenilik. Oyundaki sanal kişiliğinize bir takma adın yanı sıra, soyadı da verebiliyorsunuz. Ancak soyadını seçerken, seçilen sunucudaki tüm karakterlerin bundan sonra aynı soyadını taşıyacaklarını bilmenizde fayda var.

Bane’ler ile yaşadığınız çarpışmalarda başarılı olabilmeniz için size çok geniş bir silah seçeneği sunuluyor. Karakteriniz her tür tabanca, karabina, makineli tüfek, av tüfeği ve tepmeli silahı taşıyabiliyor. Doğal olarak, ancak beş silah yuvasının ve karakterinize ait özelliklerin izin verdiği ölçüde silah seçip taşıyabiliyorsunuz. Silahlarınız ile, runik yani gizemli bir alfabeye sahip olan ve LOGO olarak anılan bir dille edinilen becerileri bir araya getirerek, dünyayı ve galaksiyi Bane’den kurtarmak için iyi bir şekilde hazırlanmanız mümkün.

Peki ya bu LOGO’lar neyin nesi? Uzun bir süre önce, çok gelişmiş bir ırk olan antik Eloh’lar, madde, enerji ve kuvveti dönüştürmelerine izin veren bir güç keşfettiler. Bu gücün diğerlerine de aktarılmasını sağlamak amacıyla, LOGO olarak adlandırılan gizemli bir dil geliştirdiler. Bu, tüm ırklar tarafından okunabilen bir dil. Bu LOGO dilinin gizemli runik harfleri bazı durumlarda ortaya çıkıyorlar, ancak tüm oyun dünyası içine serpiştirilmiş durumdalar. Görev kabul ederek, bu LOGO’ların nerede olduklarına dair ipucu edinebiliyorsunuz. Ancak bu, gizemli harfleri sadece ilgili görevi kabul ederek bulabileceğiniz anlamına gelmiyor. Şu veya bu şekilde, runik harfler, Tabula Rasa’nın bilim kurgu oyun dünyası içinde serpiştirilmiş durumda. Bu nedenle oyunun seyri sırasında ayağınıza bir LOGO harfi takılabilir. Karakterinizi mümkün olduğunca güçlü kılmak için, runik harfleri aramanız ve anlamlarını öğrenmeniz gerekiyor. Runik harflerin farklı kombinasyonları, savaşırken kullanabileceğiniz çeşitli becerilere dönüşebiliyor.

MS

Kaynak:GamesRapidShare

Super Mario Galaxy

Teşekkürler, Nintendo! On yıllık işkence dolu bir bekleyişten sonra, doğru Super Mario 64 için beklemeye değdi doğrusu. Super Mario Sunshine? Ama bu sadece güzel bir tatil gezisiydi. Bu, oyunseverlerin on yıl boyunca beklediği sizin maskotunuzla yapılan bir uzay yolculuğuydu. Ancak onları hayal kırıklığına uğratmadınız. Tam tersi: Beklentilerin üzerine bile çıkıldı. Super Mario Galaxy mükemmele çok yakın bir oyun. Başından sonuna dek. Gerçekten de kusursuz.

Yeni Mario macerasının çıkış noktası, yıldız çocukları Luma’lar ile birlikte uzayda dolaşarak yeni galaksiler keşfetmeye çalışan gizemli Mama’nın yıldız gözlemevi. Minik sevimli muslukçu buradan yola çıkarak, birçok farklı galaksiyi gezip enerji yıldızlarını bulmak istiyor. Bunlar, Mario’nun can düşmanı Bowser’i takip edebilmesi için gözlemevine gerekli enerjiyi sağlıyorlar. Çünkü düşmanı yine Prenses Peach’i şatosuna kaçırmış. Bu kez, bir tablonun veya başka bir şeyin içine değil de, ta uzayın derinliklerine saklamış. Mario’nun buraya vardıktan hemen sonra, aklını başına alıp yeniden düşünmesi gerektiğini anlıyor. Oyunun temel unsuru yer çekimi. Bu, yeni hileli sıçrayarak geçiş imkanı vermenin yanı sıra, kısmen zorlanacağınız bazı küçük bilmecelerde de size yardım sunuyor. İlerleyemediğiniz zamanlarda, Mario’nun gezegenleri etrafında dönmesi gerekiyor, ki bu, küçük gök cisimlerinde daha kolay oluyor. Mario, deyim yerindeyse gerçekten kafasının üzerinde koşuyor. Bu biraz tuhaf gelebilir tabii, oyunun ilk dakikalarında geliyor da. Ama insan bunun arkasında yatan düşünceye çabuk alışıyor. Yanlız küçük oyuncular, gezegenlerin etrafında dönme sırasında güçlük çekebilirler. Ama sorun değil: Ziyaret edilen galaksilerin yarısından çoğu, etrafında dönülmesi imkansız büyük gök cisimleri. Bu durumlarda, Mario yıldız halkalarını kullanarak kendini bir yüzeyden diğerine fırlatmaya bayılıyor, böylece her seviyede farklı yerler keşfedebiliyor. Bu oyunda kullanabilen dünya sayısı oldukça artmış. Her bir seviyede, ya sadece bir ya da yediye varan sayıda enerji yıldızı bulunması gerektiğinden, seviye tasarımcıları hayal güçlerini konuşturmuşlar.

Mario neşeli çiçek dünyaları, buzlu kar kütleleri üzerinde dolanıyor, lav akıntılarından geçiyor veya perili köşkleri araştırıyor. Siz enerji yıldızlarını aradıkça, galaksiler de sürekli değiştiğinden, sürekli yeni deneyimler yaşanıyor. Bu da yetmezse, Nintendo dozu artırabilmeniz için Gölge Komet’ler koymuş. Bu sayede, hem oyunu daha da zorlaştırmak hem de (yine) seviyeyi yükseltmek mümkün. Bu Kometler bir galaksi üzerinde yüzer gezerken her şey olabilir, neler mi: Mario kendi ikizini yenmek zorunda kalabilir, ya da baş rakibini belirli bir süre içinde yok etmesi gerekebilir, ya da geriye sadece bir yaşam puanı kalabilir ya da rakipleri birden anormal hızlanabilirler. Böylece oyunda hava değişikliği sağlanmış oluyor, Nintendo özellikle de kaykayla kayma veya yüzme yarışı gibi daha küçük çapta “mini oyunları” oyuna kaynaştırmakla iyi yapmış. Bu mini oyunların hemen hemen hepsi, pek de sıkıntı vermeden, wiimote kullanımına dayanıyor. Resimler ve yazılarla mükemmel bir şekilde yapılmış açıklamalar, hem gençlerin hem de yaşlıların kolayca anlayabileceği türden. Oyunu oynarken hemen eski Super Mario 64 hissini yakalayabilirsiniz. Oyunu geliştirenlerin bir sonraki seviyede ne gibi yenilikler getirdiğini merak ediyor insan, her ne kadar bazı yerlerde ara sıra alıştığımızın dışına çıkılmış da olsa. Artık bozuk para, yerine “yıldız paraları” toplanıyor, mesela. Bozuk paralar yine var ama, bunlar artık sadece Mario’nun yaralarını iyileştirmek için kullanılıyor. Ayrıca wiimote uzatarak da, yıldız paralarını toplamak mümkün. Böylece her seferinde Mario’yu yıldız paralarına doğru koşturmaya gerek kalmıyor. Bu aslında hem zamandan hem de stresten tasarruf demek, eğer bunları toplayayım derken sürekli kara deliğe düşüyorsanız. Yıldız paraları aynı zamanda Luma’lar çok sevdiği birer yiyecek, bu nedenle de bu küçük gurmeleri bunlarla beslemeniz gerekiyor. Ya da bunları, wiimote ile rakibinizi bayıltmak için kullanabilirsiniz. İki kişiyle oynama fonksiyonu sayesinde, bu işi arkadaşınıza da bırakabilirsiniz, ama bu pek de eğlenceli olmayabilir. Oynarken arada bir yer değiştirmek lazım, ki herkes bu güzel oyunun tadına doyabilsin. Alıştığımızdan farklı olan, diğer bir şey de rakipler. Gomba’ların bütün gün neler yaptıklarını, Super Paper Mario’dan da biliyoruz. Bunlar uzayın dışına gitmeyi başarmışlar, diğer rakiplerden birçoğunun yapamadığı gibi. Onların yerine artık, gübre böcekleriyle ve diğer düşmanlarla baş etmeniz gerekiyor. Bu oyunu bozmamış pek yine de, çünkü eski rakipleri gördükçe insanın içinden, “aa bu da buradaymış” demek geliyor.

Düşmanların çoğunu klasik zıplama hareketiyle veya Wiimote’yi sallayarak gerçekleştirebildiğiniz spin saldırısı ile alt etmeniz mümkün. Bunun dışında, Mario’nun atletik becerilerinde bir düşüş yok, hatta iyileşme var. Böylece örneğin duvardan atlama, önceki iki oyuna göre bariz bir şekilde kolaylaşmış. Evrende sadece geçici dönüşümler meydana geliyor, ancak bunlar ortaya heyecanlı ve zor bilmeceler çıkarıyorlar, örneğin Mario’nun kapıyı açabilmek için zaman kısıtlaması altında ateş çiçekleriyle iki çömleği yakmak zorunda olması gibi. Arıya veya hayalete dönüşme olayı da alışılmadık ancak oldukça sevimli; sempatik görünüşü, bıyığı ve kasketi gibi artık marka olmuş özellikleri sayesinde hemen kalplerde taht kuruyor. Super Mario Galaxy’nin grafikleri, Japonların neler yapabileceğini açıkça gösteriyor. Bu oyun, canlı görüntüleri ve zengin renkleri ile şüphesiz en güzel wii oyunu. Ses ise, bazı yerlerde çok sesli yapıya sahip müzikleri ile, bunların tuzu biberi. Eski oyunlara ait olup yeniden düzenlenmiş olan melodiler olsa da, bazen hızlı, bazen kasvetli, bazen de akılda kalan nağmeleri ile Super Mario Galaxy’nin müzikleri kulağa hiç sıkıcı gelmiyor. Fakat, bu arada bir şeyi unutmadık mı? Eleştiri yok mu? Var tabii. Kamera her zaman elle ayarlanamıyor ve bazı yerlerde titriyor. Bunun yanı sıra, ilk 60 enerji yıldızına ulaşana dek zorluk seviyesi klasik “zıpla ve koş” oyunlarına alışkın olan oyunculara oldukça düşük gelebilir. Ancak 120 yıldız toplamak istiyorsanız, kendinizi bayağı bir kasmanız gerekiyor - bu belki de Mario 3 boyutlu olduğundan bu yana en büyük sürpriz. Ancak bu oyuna böyle eleştiriler getirmek gerçekten haksızlık oluyor. Nintendo, bugüne dek yaratılmış en güzel “zıpla ve koş” Super Mario oyununu, daha doğrusu video oyunları dünyasında gelmiş geçmiş en güzel 3 boyutlu “sekerek koş” oyununu yapmayı başarmış. Bu kadar olumlu noktanın yanında, eleştirmeye değecek hiçbir şey yok gibi. Super Mario Galaxy, bugüne dek bir wii satın almak için bahane arayanlara eşsiz bir fırsat.

JS

Kaynak:GamesRapidShare

So Blonde

Sarışın, aptal, şımarık, anne veya babasının kredi kartıyla gezen. Şimşek hızıyla lüks bir gemide. Kulağa sanki öyle olmasını istiyormuş gibi geliyor. Şimdi okyanus dalgalarında Paris Hilton’u görmek hoş olmaz mıydı? ÇIĞLIKLAR? EVET! Son olarak fısıltı dergileri “İç çamaşırı giymiyorum”, “Barda takılıyorum, ağlıyorum ve eğleniyorum” veya “Britney benim çok yakın arkadaşım“ fotoğraflarıyla dolu olmasaydı. Maalesef durum böyle değil çünkü konumuz Hilton ve arkadaşları (Bayan Spears’a gönderme yapmıyorum) hakkında değil, Sunny Blond ile ilgili. Ve bu şirin kız aptal da değil.

Olaylar “unutulmuş bir adada” geçiyor. Şimdi soru kim neyi unuttu – insanlığın geri kalanı bir ada olduğunu mu yoksa ada (ve üzerinde yaşayanlar) “başka” insanlar da olduğunu mu unuttu. İkisi de aynı – bu gerçekten önemli değil çünkü oyunun ilk saatinde, Sunny Blondie nerede olduğunu ve bu adanın ne adası olduğunu kavrayamıyor. Psikolojik şoku atlatmak için, lüks bir tatil mekanında olduğuna kendini ikna etmeye çalışıyor. Ve bu “modern” toplum konusunda adanın arkasındaki yerliler biraz canını sıkıyor. Cep telefonu? Makyaj? Moda? Şımarık bir kızın aklına gelebilecek hemen her şey.

Niçin adanın arkası? Aslında bu açık değil mi? Çünkü ada sakinleri zamanda, daha açık ifade etmek gerekirse, korsanlar çağında takılıp kalmış. Ancak korsan hayatı yaşamak yerine, bu kötü korsanlar zamanlarını birbirine şaka yaparak veya mürettebat kabinlerinde bilek güreşi yaparak geçirmeyi tercih ediyor. Bu adanın belediye başkanı gündüz hayalleri kuruyor ve kötü Tek Gözlünün tüm adayı kontrol ediyor olmasına şaşırmamak gerek. Kaba güç ve birkaç yardımcı sonunda sizi hedefinize ulaştırıyor. Bunu hatırlamam gerekecek. Keşke, evet, keşke her şeye son veren tek bir akıllı sarışın olmasaydı. Elbette bunu iyi niyetten yapmıyor, şımarık küçük prenses tek bir şey istiyor. Eve gitmek ve güzel bir köpük banyosu yapmak.

Sizi zamanda geçmişe fırlatacak tek şey oyun hikayesi değil. Kısa sürede oyun da bunu başarıyor. Bazı oyunlarda “kötü” denebilecek şey, bende artı puan kazandı. Sam & Max günlerinden bu yana klasik bir işaretle ve tıkla macera oynamadım. Klasik? Kesinlikle. Gerçekten eğlenceliydi. Akıllı gizem, mantıklı diyaloglar ve gerçekten süper senkronizasyon tüm macera fanatiklerinin nostaljiden veya sevinçten gözyaşları dökmesine neden olacaktır. Sunny gezerken bazı şeylerle eğleniyor, şaşırarak ceset soyma veya “sarışın esprileri”. Güleceğiniz anlar olacağına sizi temin ederim. Ancak Sam & Max’te espriler bel altına inmiyor ve bu nedenle oyun gençler için de uygun. Keşke şaşırmış Sunny için görevinde çözmesi gereken bilmeceler olmasaydı.

“Klasik” bir tür için yenilik elbette çok önemli değil. Ancak tamamen de yok denemez. Bulmacalar dışında, Blonde oyun prensibini birkaç az veya çok mini oyunla canlandırıyor. Bu hemen göze takılıyor. Program kimseyi mini oyunları oynamaya zorlamıyor. Mini oyun başlamadan önce, bulmaca hastaları burada uzmanlaşmayı veya sadece “kazanmayı” seçebilir. Taktire şayan! Peki, So Blonde’da taktiri hak etmeyen bir şey var mı?

Envanter. Envanterin olması gerektiği yerde oyun boyunca çirkin siyah bir şerit olsa da, fareyi üzerine getirmezseniz menü kayboluyor. Neden? Arka planda sabit bir envanter iki üç kez geri gitmememi sağlardı çünkü envanterimde belirli bir nesne olduğunu unutmuştum. Ve koşuşturmadan bahsetmek gerek. Elbette bir macerada bir miktar koşma beklenebilir ancak Sunny’ye “Eski Kasabada” “Pazar Yerine” gitmesi talimatını vermek tek bir tıklamayla (bu yerler tek bir nokta olsa da) mümkün değil ve her tıklama arasında gidip kendinize bir kahve yapabilirsiniz. Çünkü şımarık bir kız olsun ya da olmasın Sunny son derece sakin hareket ediyor. Bu beni çok kızdırdı.

Sunny Blonde parlak renkli hücre gölgeli bir ortamda kendini gerçekten iyi sunuyor. Karikatür tarzı grafikler oyunun havasına mükemmel uyuyor ve animasyonlu çizimler şeklindeki kesilmiş sahneler burada gerçekten başarılır. Sadece hiç kesilmeyen hula-hula sesi sinirlerimi bozdu.

 

 

 

MS

 

 

 

Kaynak:GamesRapidShare

SmackDown vs. RAW 2008

Güreş bu aralar gerçekten revaçta olan bir spor. Kas yığını karakterlerin birbirlerine iyi bir dayak attığı, birbirlerini ringde oradan oraya savurduğu ve üzerlerine atladığı tam bir göz ziyafeti. Ama asıl dikkat çekici olan dövüş değil, ABD’de bu sporun aşırı popülerliği ve cezp ettiği inanılmaz seyirci sayısı. Bu açıdan başka hiçbir spor güreşe yetişemez, o nedenle bu eğlenceyi oyun şeklinde sunmak mantıklı bir adımdı. Smackdown vs. RAW 2008 şimdi Nintendo Wii’de güreşin galasını sunuyor.

Oyun modlarından birine karar verdikten sonra, istediğiniz dövüşçüyü seçiyorsunuz. Oyun doğal olarak, öncelikle bir marka (ya da lig) seçmenizi gerektiren Kariyer moduna (ana etkinlik) odaklanıyor. Seçenekler, olanaklar ve oyun çeşitlilikleri biraz sade ve çok az seçenek sunuyor. Popülerliğinizi artıran ve daha fazla güreşçiye, yeni markalara ve unvan şampiyonalarına kapı açan yalnızca birkaç tane popüler turnuva çeşidi var. Oyunun Turnuva modu, yine çeşitlilikten yoksun olsa da, özellikle çoklu oyuncu modunda çok daha fazlasını sunuyor. Örneğin Tag Team modunda, dörtlü olarak dövüşebiliyor ve vahşice savurmanın ve atılan acı dolu çığlıkların tadını çıkarabiliyorsunuz.

Wii’de bir güreş oyunu oynamak çok cazip geliyor. Nihayet, özel hareketlerle rakibinizi yere serebilirsiniz. Bu hareketler elinizden kolayca çıkacak ve künde, darbe ve özel hamleler yapmanızı sağlayacaktır. Tek sorun, ayakta durmanın ve sürekli Wii kumandasını ileri geri hareket ettirmenin zamanla bir yorgunluk hissi uyandırması. Onun dışında, basit işlemlerle yapılan hareketler sadece sola, sağa, aşağıya ve yukarıya bastırarak gerçekleştirilebiliyor. Rakibinizi kavrayın, doğru hareketle havaya kaldırın ve bileğinizin küçük bir hareketi ile onu mindere çakın. Sadece kısa bir süre oynadıktan sonra hareketlerde ustalaşacaksınız. Rakiplerinizin saldırılarına aynen rakiplerinizin hareketlerini kullanarak karşılık verebiliyorsunuz, böylece heyecan verici ve oldukça taktik bir çekişme yaratıyorsunuz. Kumandalar iyi çalışsa ve iyi aktarılsa da, iki kumanda ünitesini de kullanarak yapılan birkaç özel hareket olsaydı fena olmazdı.

Görkemli bir prodüksiyon, güreşin olmazsa olmazıdır. Oyun, Yıldızlarının kişiselleştirilmiş müzikle ringe çıkmasına izin veriyor, gösteriş ateş ve havai fişek sütunlarıyla doruğa ulaşıyor. Her güreşçi farklı davranıyor ve muhteşem yüz animasyonlarına sahip. Böylece, John Cena çılgın ve taşkın bir şekilde herkesi gürültüyle selamlarken, Undertaker ringe pek el sallamadan vakur bir tavırla ve sert adımlarla giriş yapıyor. Güreşçilerin birbirlerine pek laf atmaması biraz hayal kırıklığı uyandırıyor, o yüzden hiç sürpriz anlar ya da gösterişli video ilaveleri yok – ne dövüşten önce ne de sonra. Yine de dövüş iyi gidiyor ve güreş animasyonları iyi bir görünüm sunuyor ama kahramanların hareketlerindeki hafif tutukluğu görmezden gelmek mümkün değil. Yorumcular ise bütün güreş izleyicilerine tanıdık gelecektir. Smackdown, RAW ya da ECW’de olsun, orijinal yorumlar sizi doyuracak.

Birkaç öğeyi ıskalasa da, grafik olarak Wii versiyonunun genel performansı iyi. Oyun karakterlerinin detaylı kasları, tendonları ve yırtıcı bakışları var. Şaşırtıcı gösteriler ve ışık efektleriyle arenaya girişleri inandırıcı. Ayrıca dev ekranlar güreşçinizin kupürlerini ve posterlerini gösteriyor. Ne yazık ki arenalar bunun dışında genellikle seyrek dekore edilmiş. Özellikle, kenar çizgilerindeki seyirciler orantısız ve karaktersiz görünüyor. Arada üzerinde “arkamdaki herif hiçbir şey göremiyor” gibi sloganlar bulunan komik pankartlar var. Arka plan müziğine gelince, THQ hoparlörlerinizden vahşice yayılıp oyunu güzel bir şekilde tamamlayan müthiş bazı müziklerin lisansını almış. Ortam sesleri açısından her şey yerli yerinde. Minderin üzerine çarpıldığında çıkan keskin şaplak sesi hafızanızda yer edecek.

MS

Kaynak:GamesRapidShare

The Settlers Rise of an Empire

Settlers serisinin uzun zaman önce piyasaya çıkan ilk oyunu, ekonomik ve dünya kurma simulasyonlarının öncülerindendi. Bugün artık bu popüler serinin altıncı oyununa kadar gelmiş bulunuyoruz. Zayıf olarak nitelendirebilecek beşinci oyundan sonra Settlers hayranları, serinin altıncı oyununun çok daha iyi olması beklentisi içindeler. Biz de serinin piyasaya sürülen bu son oyununu iyiden iyiye inceledik. Bu raporla sizi, görünüşte “rahat” olan The Settlers VI – Rise of an Empire dünyası hakkında bilgilendirmeyi amaçlıyoruz.

Hangi Şövalye?

Her görevin başlangıcında ilk olarak bir şövalye seçmeniz gerekiyor. Oyuna ilk başladığınızda aralarından seçim yapabileceğiniz yalnızca iki şövalye var, ama görevleri başarıyla tamamladıkça Yuvarlak Masa’nıza yeni şövalyeler katılıyor. Her şövalyenin sadece ona özgü ve özellikle belli görevlerde kullanmaya uygun bir kabiliyeti var. Örneğin, eğer düşman kalelerini yakıp yerle bir etmek istiyorsanız Markus’u lider yapmak işinize yarayacaktır, çünkü Markus askerlerini yeni alev meşaleleri ile donatma yeteneğine sahiptir. Eğer elverişli ticaret ortamı sağlanması gerekiyorsa o zaman en doğru seçenek, özel pazarlık becerileri olan ve böylece malları daha ucuza alabilen Elias’tır. Haliyle, görevin başlangıcında hangi şövalyenin en iyi tercih olacağını kestirmek kolay değil ama en azından görev öncesi verilen tanımlar, gerekli ipuçlarının bir kısmını oyuncuya sağlıyor.

Doğru strateji kullanılması şartıyla hangisini seçerseniz seçin şövalyelerin hepsi tüm görevleri yerine getirerek başarıyla tamamlayabilir. Görev her zaman, oyunda önceden belirlenmiş bir bölgede ve gerekli minimum altyapı mevcut olarak başlar. Bu da her görev için oyuna bir kale, bir kilise, bir köy meydanı ve tabi ki stratejik önemi tartışılmaz olan bir depo ile başlayacağınız anlamına geliyor. Bunun dışında, oyunda ilk binalarınızı inşa edebilmeniz için gerekli ham maddelerden bir kısmına da en başta sahip olarak başlıyorsunuz. Ham maddelerin ve yiyeceklerin temininde arazinin özelliklerine ve (kutupsal, ılıman, yazları yağışlı tropikal ya da sıcak çöl gibi) iklime göre değişik yaklaşımlar gerekecektir. İnşa ve planlama konusunda yapılan herhangi bir hata eninde sonunda kendini hissettiriyor.

Oyun ilerledikçe zorluk derecesi artıyor

Her görevin ilk safhalarında, başladığınız bölgenin etrafında mevcut ham maddelerin kullanılması gerekmekte. Doğal olarak, gerekli binaları inşa etmeniz lazım. Bu nedenle de, kaçınılmaz olarak işe öncelikle oduncu ve avcı barınakları, balıkçı kulübeleri ya da tarım çiftlikleri inşa ederek başlarsınız. İşleyen ve gelişen bir yerleşim birimi ve altyapı kurma hedefinin peşinde koşmanın yanısıra şövalyenizin statüsünü de yükseltmeye (terfi ettirmeye) çalışmanız lazım. Şövalyenin statüsü, belli sayıda göçmen kendi minik kasabalarında yaşamaya başlaması, giyecek ve diğer mallar üretilmeye başlanması ve kale, kilise ve depo gibi belli bir takım binaların büyütülüp genişletilmesini takiben yükselir. Bazı durumlarda yükselen statü sayesinde komşu köyler ve ticaret ortakları ile ilişkiler daha da iyi bir duruma getirilebilir.

Yerleşim yeri genişlemesine ve şövalyenin daha üst düzeye terfi etmesine paralel olarak bina ve mallara ilişkin seçenekler de çoğalır. İlk başta tabakhanede sadece deri giysi imal edip kasapta etlerinizden ancak sosis yapabilirken daha sonraları ürün ve yiyecek çeşidini artırabiliyorsunuz. İnek ya da koyun sürüsüne sahip olmak şartıyla, bunların sütünden peynir, yününden de giysi üretilebiliyor. Bunu yapabilmeniz son derece önemli ve gerekli çünkü göçmenlerinizin yiyecek talepleri giderek artar. Daha soğuk iklimlerde ya da mevsimlerde kendilerini daha sıcak tutacak kışlık yün giyecekler isterler. Haliyle aynı kaynakları tekrar tekrar kullanamazsınız ve zaman içinde bu kaynaklar kaçınılmaz olarak azalacaktır. Oyun, her hangi bir anda zoom aracıyla sahneyi büyüterek (ya da yakınlaştırarak) küçük simgeler ve konuşma balonlarını bulup, halkınızın neye ihtiyacı olduğunu belirlemenizi sağlayan harika bir özelliğe de sahip. Yani ne inşa edeceğiniz ya da üreteceğiniz konusunda size yol gösteren araçlar sürekli eliniz altındadır.

İhtiyaçlar ve ilişkilerin idaresi

Şehrin itibarı göçmenlerinizin refah düzeyine bağlıdır. Göçmenlerin mutlu ve rahat olması çalışmaya yönelik motivasyonları ve ordunuzun morali açısından büyük önem taşımaktadır. Göçmenlerin isteklerini yerine getirmediğiniz zaman greve gidebilirler. Grevciler işi gücü bırakır köy meydanında gösteri yaparlar. O zaman çabuk hareket etmeniz gerekir, yoksa hala çalışmakta olan göçmenler de ihtiyaçları karşılanmadığından dolayı mutsuz olabilirler. Bu bazen çok kritik durumların ortaya çıkmasına neden olur, hatta felaket sonuçlar doğurabilir. Diyelim ki soğuk hava şartları yüzünden kışlık giyecek ihtiyacına talep var, ama sizin ne koyununuz var ne de koyunu olan başka bir yerleşim birimi ile ticari ilişkiniz… İklim ve çevre şartlarını gözönüne alarak plan ve programını yapan kişi, işin en zor kısmını başarmış ya da başka bir deyişle, ektiğini biçmeye başlamıştır bile. Bu arada bunlar ayrı ayrı ayarlanabilir, aynı askerlerin maaşları gibi – tabi askeriniz varsa.

Sınırların geliştirilmesi hedefinin yanısıra ticaret ilişkileri kurmak da büyük önem taşır. Bu ilişkileri geliştirmek için komşu yerleşim birimlerine belli hizmetleri götürmeniz gerekir. Bunlar, sinyal ateşi yakma, gerekli malların temin ve tedariki, kurt ve ayıları bölgeden uzaklaştırma, ya da savaşla ilgili konularda destek verme gibi çeşitli özel işleri içerir. Belli bir yerleşimin liderinin güvenini kazandıktan sonra onlarla ticaret yapabilir ve zor zamanlarda yardım bekleyebilirsiniz. Liderler, bir şeye ihtiyaçları olduğunda ya da yapmanızı istedikleri bir iş olduğunda ekranın sol alt köşesinde bir pencerede belirirler. Ne yazık ki farklı kampların liderleri çoğu zaman görünüş itibarıyla birbirlerine benzerler. Ancak oyunun başarılı bir ses dağıtım sistemi vardır ve bunları genelde seslerinden ayırt etmek mümkündür.

Askeri bağlamda aktif olabilmek için doğal olarak bir orduya sahip olmak gerekir. Ordu ancak şövalye belli bir dereceye terfi ettikten sonra kurulabilir. Ayrıca, ordu kurmak için kışlaya ilaveten bir demirci ya da yay ustası gerekli. Önce sadece silahşör ve okçu eğitebilir, daha sonraki safhalarda koç başı ve mancınık gibi kuşatma araçları inşa edebilirsiniz. Strateji bakımından savaş unsuru pek etkileyici sayılmaz ama zaten Settlers gibi savaşın biraz arka planda kaldığı oyunlar için bu unsurun ön planda olması şart değil. Yük arabası kullanabilme, kahramanlarımızı bir grup silahşör koruması altına verebilme ya da şehir surlarının okçularla donatabilme gibi seçenekleri sunması hoşumuza gitti.

Ufacık bir köyden ticaret merkezi konumundaki anakente

Eğer binalarınızdan bazılarını genişletip büyüterek daha fazla işçi çalıştırabilecek kapasiteye çıkardıysanız, daha hızlı ilerleme kaydedebilmek için bu binaları yollarla birbirine bağlamanız gerekir. Ham maddelerin tamamı mevcut sınırlar içinde ya da hemen etrafındaki bölgelerde bulunmadığından, yeni toprakların ele geçirilmesi ve bunun için ileri karakollar kurulması önce hayli pahalı bir uygulama gibi görünüyor. Bunu yapabilmek için şövalyenizi söz konusu bölgeye göndererek orada bir ileri karakol yapılması komutunu verdiriyorsunuz. Karakol inşa edildikten sonra o bölgede bulunan ham madde ve kaynaklar kontrolünüz altına girer. Aynı bölgede bir koyun sürüsü otlamaktaysa sürünün tamamı, size ait olan ve çitle çevrili yere girer (tabi böyle bir yeriniz varsa). Bazen deponuza giden nakliye yolları çok uzundur. Gerekli taşları ya da eksik olan demiri bulana kadar çok zaman geçer ve bayağı sabırlı olmak gerekir. Neyse ki oyunu iki ya da üç kat hızlandırmak mümkün ama malesef yük arabaları bazen çok saçma sapan bir güzergah izleyebiliyor. Bizi başımıza böyle bir durum geldi: Kendi elimizle gönderdiğimiz yük arabası, yine bizim inşa ettiğimiz yolda sonuna kadar gittikten sonra yolculuk tam sona ermek üzereyken yoldan çıkarak çayırda bulunan bir binanın etrafında turlamaya başladı…

Yerleşim yeri büyüyüp gelişerek bir kasaba haline gelirse, inşaat ve ticaret alanında becerinizin aynı oranda gelişmesi gerekir. Orada yaşayan halk temizlik konusunda taleplerde bulunacak ve bu nedenle sabun ve süpürge imalatçılarına ihtiyaç duyulacaktır. Artık arada bir pazar meydanında parti vermek yetmeyecek, yakında kitleleri avutmak için bir taverna, hamam ve hatta eğer şehrin statüsü yüksekse tiyatro yapımı bile gerekecektir. Ara sıra kilisede düzenlenen bir ayin göçmenlerin hem inancını hem de kendine güven duygusunu kuvvetlendirir. Oyunun ileri safhalarında binalar dekore edilebilir ve süslenebilir. Bu da oyunun sevimlilik ve cazibe faktörünü artırır. Bazı binalar ön koşul olarak belli bir altyapı kurulmasını gerektirir. Bir taverna, bal likörü için bal temin eden bir arıcı yoksa müşterilerine içki ikram edemez. Tüm ham maddeleri her zaman kendi başınıza bulmanız beklenemez. Haritayla yola çıkarak hangi yerleşim birimlerinin hangi malları temin ettiklerini öğrenmek gerekir. Tabi malları almaya başlamadan önce ilk olarak taraflar arasında dostça bir ilişki kurulması gerekir. Bu ilişkinin türüne ve derecesine bağlı olarak şövalyenizi malları satın alması için o yerleşim birimine göndermeniz gerekebilir. Ya da yerleşimin deposuna bir defa tıklayarak malları almanız mümkün olabilir. Şehir daha büyük boyutlara ulaştığında, kötü adamları, diktatör, haydut ve yağmacı çetelerini şehirden uzakta tutmak için kalın şehir duvarları inşa etmeniz akıllıca bir adım olacaktır.

Olayların akışı

Oyun oldukça rahat bir tempoda ilerlediği halde bazen karmaşa yaşandığı da olur. Ekmek imal etmek için buğday ekmeye karar verir ve bir balıkçı barakasının yanında bir de yakalanan balıkların füme edileceği bir baraka yapmaya karar verdiğinizi varsayalım. Kış geldiğinde bir sorun ortaya çıkacaktır. Buğday kışın yetişmez ve üstelik nehir de donar. Aç ve kızgın insanların köy meydanında toplanmasını önlemek için bir an önce yeni yiyecek kaynakları bulmak büyük önem kazanır. Ayrıca, savaş durumunun hakim olduğunu düşünelim. Ve, örneğin, bir arabanın yolunu kesmeniz gerekiyor. Kendinizi rakibinizin kale burcunda bulmaktan kaçınmak için çok hızlı bir şekilde hareket etmeniz gerekir. Bunun iyi tarafı, böyle anların oyuncunun oyunu daha iyi anlama ve kontrolü ele almasına yardımcı olması, duruma göre karar verip hareket etmeyi öğretmesidir.

Çoklu Oyuncu Modu

Oyunun, ikiden dörde kadar oyuncunun birbirleri ile rekabet edebileceği çoklu oyuncu modu da bulunur. Tek oyuncu modu ile aynı prensibi taşır. Öncelikle ham madde ve yiyecek ile ilgilenmeniz gerekir. Oyuna başlamadan önce oyunun kazanılması için hangi hedeflere ulaşılması gerektiğine karar verilebilir. Bu modda savaş hayatın bir parçasıdır. Yerleşim biriminin sürekliliği için gereken altyapıyı kurduktan sonra bir an önce duvar inşa edip bir de ordu oluşturmanız gerekir. Statünüzü ne kadar çabuk yükseltirseniz başarı şansınız o kadar artar çünkü bir dereceye geldikten sonra elinizde çok oyunculu ortamda gerçekten büyük fayda sağlayacak olan kuşatma araçları bulunacaktır. Çoğu zaman harita üzerinde, bilgisayar tarafından kontrol edilen tarafsız bir köy bulunur. Bu köyle ticaret yapabilirsiniz. Bütün bunların üzerine bir de, bizden haraç talep eden komşu Viking kabilesinin – ki bu kabile de bilgisayar tarafından kontrol edilmekteydi, ardı arkası kesilmeyen tehditlerini dinlemek zorunda kaldık. Bir çok kez ödeme yapmadık ve liderleri köyü yakıp yağmalayacakları konusunda bize her türlü garantiyi verdiyse de sonunda kimse bir şey yapmadı yani hiçbir şey olmadı. Bir ara mali durumumuz elverdiğinde ödemeyi yaptık. İlk başta Vikingler bizim can düşmanımızdı, ama ödemeyi yapar yapmaz başımız derde girdiğinde askeri yardım sözü verdiler.

Grafikler ve sesler

Grafikler açısından The Settlers VI – Rise of an Empire hakikaten gözlere ziyafet çeken bir oyun. Oradan oraya koşturan, sinsi sinsi hareket eden bir sürü hayvan, çağlayanlar ve sürekli hareket halindeki göçmenler sayesinde son derece hareketli, canlı bir dünya sunuyor. Bir binaya bakmak için üzerine tıklama, herhangi bir işçiye bakmak için de işçinin üzerine başka bir tıklama yeterli. Yani örneğin bir bayan işçinin başının üzerinde tahta bir kavanoz ve elinde duman tüttüren bir lamba ile petek almak için arı kovanından arıları uzaklaştırmasını seyredebilirsiniz. Sonra taverna çalışanı kovanlığa girer ve bahsettiğimiz peteği bal likörü yapımında kullanmak için alır götürür. Malesef, karakterlerin birbiri ile çakışmasını kontrol edememişler. Yani işçilerle yerliler sık sık birbirlerinin içinden geçiyorlar. Bunun da ötesinde, oyunun bazı yerlerinde ciddi zamanlama hatalarına rastlayarak açıkçası biraz şok olduk. Ekranda imleci insanlarla dolu bir kasabanın üzerinde gezdirdiğimizde ya da etrafımıza bir duvar çizdiğimizde eylem sinir bozucu bir şekilde geç gerçekleşiyordu. Oyunun işlemciği fazla yormaması gerektiğinden yola çıkarak bu sorunların neden ortaya çıktığı yolunda bir açıklama bulamadık.

Müzik çok iyiy ama bayağı geri planda kalıyor. Arka plana flüt ve davullarıyla ortaçağ sesleri hakim. Oyuna devam ederken müzik biraz usandırmaya başlıyor ama dikkatini tamamen üzerine çekmeye çalışmadığı için o kadar da rahatsız etmiyor. Savaş ya da ziyafet sırasında değişerek atmosfere uygun bir kimliğe bürünüyor. Önceden de belirttiğimiz gibi konuşma kısımları harika ve tüm ses efektleri çok iyi yapılmış.

Önceki Settlers oyunlarına kıyasla yapılan önemli değişiklikler

  • Oyun görev-bazlıdır. Her zaman yeni bir yerleşim biriminin kurulması ile başlar.
  • Ham maddelerin işlenmesi çoğunlukla alındıkları yerde gerçekleşir. Örneğin, odunun bıçkıevine götürülmesi gerekmez.
  • Yiyeceklerin nasıl temin edileceğini hava şartları belirler.
  • Şehrin itibarı ticari ilişkileri ve ordunun gücünü etkiler.

EB

Kaynak:GamesRapidShare